Altı ayda bir kan tahlili vermek adettendir; hele ki Dante’yi, yani ömrünüzün ortasını geçmişseniz. Bu durumda da özel hastanelere gidip birkaç binlik olmaktansa, kısaca ASM denilen aile sağlık merkezlerine gidip “meccani” bir şekilde kan verebilirsiniz.
2010’dan beri bildiğim, ara vermekle birlikte yaklaşık on yıl gittiğim mahallemizin ASM’sinde yeniden kan verme ihtiyacı hasıl oldu.
Son dönem gittiğimde e-nabız sisteminden randevu
oluşturamıyordum; “randevuya uygun değil” gibi bir not geliyordu. Niye uygun
değildi, bilmiyordum tabii. Ama en son şansımı denediğimde, ertesi gün sabah
8.30’da randevumu aldım. Bunun şu avantajı oluyor; sabah erkenden gidenlere sekreter
numara vermekle birlikte, internetten randevu alanların saati gelirse o önden girebiliyor.
İşim çok kısa, 8.35’te girsem en kötü, 8.40’ta çıkarım, sonra da işe…
Bu rahatlıkla saat 8.30 sularında ASM’ye gittiğimde
ortalıkta kimse yoktu, bir yaşlıca teyze, bir genç kız vardı. Sonra, yaşlıca
teyzeden daha az yaşlıca bir amca geldi. Sekreter amca da -ki 2010’da da vardı,
hâlâ var- bahçede bir şeylerle ilgileniyordu. İlk gelen yaşlıca teyze, bu
saatten sonra her gelene “Ben ilk sıradayım, genç kız ikinci, sonra bu
beyefendi (ben oluyorum)” şeklinde herkese sıralamayı açıklıyordu. Sonra gelenlere
de benden sonra gelenler, “Önce bu hanımefendi, sonra bu hanım, sonra bu
delikanlı (ben oluyorum)” diye açıklıyorlardı sırayı.
Derken sekreter amca saat 8.45 gibi yerine geçti ve her
gelene, “saat 9’da başlıyor” açıklamalarını yaptı. Her zaman olduğu gibi bir
doktor eğitimdeydi, gelmeyecekti, yerine bilmemkim hanım bakacaktı, diğeri de
öğleden sonra gelecekti. Sabah gelenlere de, benim de doktorum olan hanımefendi,
yani bilmemkim hanım bakacaktı. Üç doktorluk bir ASM burası.
Saat 8.30’da randevu alınabilmekle birlikte saat 9’da hasta
kabul edilecek olmasını yadırgasam da, yıllar boyu yaşadıklarımdan dolayı
üstüne düşmüyorum. Ancak bu nedenle işine geç kalacaklar, hatta kendi doktoru öğleden
sonra geleceği için sabahki bilmemkime yönlendirilemeyen, ilaç yazsa bile
tahlil girişi yapamayan (veya tam tersi) hastalar var. “Ben şimdi 3,5 saat
doktorumu mu bekleyeceğim?” diyen adama sekreter amca, “Sen bi’ otur hele” ile
yatıştırıyor ağabeyi. Sekreter amca, “Sen bi’ bekle”, “Sen bi’ otur”larla en az
16 yıldır idare ediyor kurumu.
Normalde sekreter amca, gelenlere kare bloknot kâğıdında
elle sayıları yazıyor, gelenlere bu kâğıtları veriyor, hastalar numaraları
takip ediyordu. Ancak sekreter amca konuyu çok da takip etmediği ve yaşlı
hastalar kafalarına göre doktorun odasına girdiği için sekreter amca, “Şimdi
10. hastanın sırası.” derken, doktor odasından kâğıdında 14 yazan kişi çıkabiliyor,
kâğıdında 8 yazan kişi, “Bana ne zaman sıra gelecek?” diyebiliyordu.
Şimdi bu sistem terk edilmiş; her gelenin TC kimlik numarası
sisteme yazılıyor, hasta sıraya ekleniyor. Doktorun kapısının üzerindeki
ekranda sıralar belirleniyor. ASM’mizde devrim… Yalnız ben ekranda kendi adımı
göremiyorum, internetten almışım randevuyu, ama benden sonra gelenlerin ve
internetten randevu almayanların isimleri var, benim ve benden sonra gelen,
yaşı bana yakın e-nabızcı kadının ismi ekranda yok. “Bizim de mi TC’mizi yazdırmamız
gerekiyor?” diye soruyoruz. “Gerek yok.” diyor sekreter amca. Tabii sekreter
amcanın cümlelerini yazdığım gibi okursanız pek gerçeği yansıtmaz. Çünkü
amcanın özelliği; gelenleri dinlememesi gibi, Türkçe konusunda da direnç
göstermesi. Bildiğim 16 yıldır Türkçe konuşmamakta ısrarcı amcamıza birkaç ısrarım
ve amcanın “Gerek yok yahu, kapıda bekle, hasta çıkınca girersin”leri sonrası
doktor hanım beni sistemde görebiliyor ki, adımı sesleniyor. Yoksa o kalabalık ve
maskesiz güruhu yararak “Sıra bende.” demek çok zor.
Bu arada paragraf açalım, o an ASM’de 15 kişi varsa 10’u
birbirini tanıyor zaten; “Aa merhaba, yoktunuz bir süredir?”, “Kızınızı evlendirmişsiniz
hayırlı olsun.”, “Sizin yazlık ne tarafa düşüyordu?”, “Geçen sizin dünürünüze
rastladım kasapta.” gibi cümleler yankılanıyor ASM’mizde, bir yandan da
sosyalleşme merkezi orası.
Neyse, tahlil istediğimi söylüyor, 2 dakika olmadan odadan çıkıyorum. Bu kez sekreter amcanın bana verdiği kâğıtla kan tahlili sıramı bekliyorum, kâğıtta şu yazıyor: “Kan 3”. Eski günler geliyor aklıma, göz seğiriyor. Herhâlde burada sıramı kaptırmam diye düşünüyorum, zaten “Kan 1” ve “Kan 2” yaşlı bir çift. Aramıza biri giriyor ama hamile kadın. Bir avazda kurtarsın…
