28 Ekim 2026 Çarşamba

Açıklamalar

Av. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu

“Kürsüde görev yapan tüm hâkim ve savcılara sesleniyorum: Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan yargıçlar, keyfî tutuklama kararı veren sulh ceza hakimleri, sizleri tek tek not ediyoruz. Sizin her kararınızı izliyoruz. Bu kararlarınızı raporluyoruz. Bu yargıçlar ve savcılar, ‘Ben yasaya uymayacağım, ben avukata ve yurttaşa eziyet çektireceğim ve bundan da hiçbir sorumluluk taşımayacağım.’ diye düşünüyorlarsa, bilsinler ki iki elimiz yakalarında olacak.”

Haber

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Barosu’nun 128. Olağan Genel Kurulu’nda konuşan başkan adayı Av. Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu hakkında re’sen soruşturma başlattı.

Savcılık, ‘Sarf edilen sözler nedeniyle, söz konusu ifadelerin içeriği ve bağlamı dikkate alınarak Cumhuriyet Başsavcılığımızca re’sen soruşturma başlatılmıştır.’ dedi.”

Türkiye Barolar Birliği

“HUKUKA AYKIRILIKLARI ELEŞTİRME HAKKI SUÇ DEĞİLDİR

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Av. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu hakkında soruşturma başlatıldığı yönünde haberler kamuoyuyla paylaşılmaktadır. Av. Prof. Dr. Kanadoğlu hakkında 24 Ekim 2026 tarihli İstanbul Barosu Genel Kurulunda yaptığı konuşma sebebiyle soruşturma başlatılması usule ve hukuka aykırıdır.

Av. Prof. Dr. Kanadoğlu'nun konuşması bir baro genel kurulunda yapılmıştır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 58'inci maddesinin birinci fıkrasına göre; avukatların, avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarındaki soruşturma Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine yapılabilir. Avukatların görev suçlarından ötürü Adalet Bakanlığından izin alınmadan doğrudan doğruya soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.

Hâkimler ve savcılar da verdikleri kararlar ve tutumları nedeniyle kamuoyu denetimine ve eleştirisine açıktır. Yargı yetkisi, bu yetkiyi kullananlara eleştiriden ve hukuki sorumluluktan bağışıklık sağlamaz. Hukuka aykırı kararlara dikkat çekmek, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını istemek, keyfî tutuklamalara karşı çıkmak ve kamu yetkisi kullananları hukuk çerçevesi içinde kalmaya davet etmek sorumluluğuyla yapıldığı açıkça görülen, şiddet çağrısı içermeyen bir konuşmanın bağlamından koparılarak tehdit veya hedef gösterme suçlamasına dayanak yapılması, ifade özgürlüğünü ve savunmanın bağımsızlığını zedelemektedir.

Türkiye Barolar Birliği, usul ve esas bakımından hukuka aykırı olduğu anlaşılan bu uygulamaya karşı Av. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu'nun ifade özgürlüğünü savunacak, bağlayıcı yargı kararlarının uygulanması ve hukuka aykırılıkların giderilmesi mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir. Kamuoyunun dikkatine sunarız.”

Barolardan Ortak Açıklama

“SAVUNMANIN SESİNE SORUŞTURMA GÖLGESİ DÜŞÜRÜLEMEZ!

İstanbul Barosunun 24-25 Ekim 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen Olağan Genel Kurulunda, başkan adayı Av. Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu’nun yaptığı konuşma nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatılmasını, ifade özgürlüğü, savunmanın bağımsızlığı ve baroların demokratik işleyişi bakımından derin bir kaygıyla karşılıyoruz.

Anayasa'nın 26. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü, yalnızca toplum tarafından benimsenen düşünceleri değil; eleştirel, rahatsız edici ve sarsıcı görüşleri de korumaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi ve Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca, bu özgürlüğe yönelik müdahalelerin kanunilik, meşru amaç, demokratik toplumda gereklilik ve ölçülülük ilkelerine uygun olması zorunludur.

Anayasa’nın 135. maddesi, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının demokratik esaslara göre örgütlenmesini güvence altına almakta; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76. ve 95. maddeleri ise barolara hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve avukatlık mesleğinin bağımsızlığını savunma görevi yüklemektedir. Bu çerçevede baro genel kurulları, yalnızca seçimlerin gerçekleştirildiği toplantılar değil; yargının işleyişinin, hukuka aykırılık iddialarının ve mesleki sorunların özgürce tartışıldığı demokratik platformlardır.

Ayrıca, Av. Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu’nun baro genel kurulunda yaptığı ve suç teşkil etmeyen konuşma, avukatlık faaliyeti kapsamında olup 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 58 ve 59. maddeleri uyarınca, bu konuşma nedeniyle hakkında soruşturma yürütülebilmesi için Adalet Bakanlığının izni gerekmektedir.

Anayasa’nın 138. maddesinde düzenlenen yargı bağımsızlığı, yargı kararlarının eleştirilemez olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine, aynı maddenin son fıkrası mahkeme kararlarına uyulmasını anayasal bir yükümlülük olarak düzenlemektedir. Yargı uygulamalarının eleştirilmesi, hukuka aykırılık iddialarının dile getirilmesi ve mahkeme kararlarına uyulmasının talep edilmesi, hukuk devletinin ve demokratik denetimin doğal gereklerindendir.

Kuşkusuz ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Ancak bir açıklamanın ceza hukuku bakımından değerlendirilmesinde sözlerin bütünü, söylendiği bağlam, açıklamanın amacı ve kamusal tartışmaya katkısı birlikte gözetilmelidir. Mesleki ve kamusal tartışmalar kapsamında dile getirilen sert eleştirilerin, yalnızca rahatsız edici nitelikleri nedeniyle cezai müdahaleye konu edilmesi demokratik toplumun gerekleriyle bağdaşmaz.

Baro genel kurullarında yapılan konuşmaların ceza soruşturmasına konu edilmesi, avukatlar üzerinde caydırıcı etki ve otosansür yaratma riski taşımaktadır. Bu durum yalnızca meslek örgütlerinin demokratik işleyişini değil, Anayasa'nın 36. maddesiyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan bağımsız savunmayı da ilgilendirmektedir.

Bizler, aşağıda imzası bulunan barolar olarak; Av. Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu hakkında başlatılan soruşturmanın, ifade özgürlüğüne ilişkin anayasal güvenceler ve demokratik toplumda gereklilik ilkesi gözetilerek sonlandırılması gerektiğini vurguluyoruz.

Savunmanın bağımsızlığı, avukatların ifade özgürlüğü ve baro genel kurullarında düşüncelerin serbestçe açıklanabilmesi, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez güvenceleridir. Bu güvencelere yönelik müdahaleler karşısında ortak ve kararlı duruşumuzu sürdüreceğiz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

İstanbul 2 Nolu Barosu

“Basın Açıklaması

İstanbul 1 Nolu Barosu Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma nedeniyle Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu hakkında soruşturma başlatılması üzerine aşağıdaki hususları kamuoyuyla paylaşma gereği doğmuştur.

Baroların genel kurulları, mesleki sorunların yanı sıra ülkenin hukuk ve adalet meselelerinin tartışıldığı, eleştiri, düşünce ve önerilerin özgürce dile getirildiği zeminlerdir. Bir baro başkan adayının, hukuk uygulamasında yanlış bulduğu karar ve uygulamaları genel kurul kürsüsünden eleştirmesi doğaldır. Yargı mensupları da görevleriyle ilgili eleştirilere karşı hoşgörülü olmalıdır.

Bununla birlikte eleştiri hakkını kullanan hukukçuların, sözlerinin içeriği kadar üslubuna da özen göstermesi gerekir. Görev yapan hâkim ve savcılara yönelik parmak sallayan, tehdit ve baskı anlamı taşıyan ifadeleri kabul edilebilir bulmuyoruz. Hukuka bağlılık çağrısı yapan bir hukuk insanından, bu çağrısını hukuk dilinin gerektirdiği sorumluluk ve ölçülülük içinde dile getirmesi beklenir.

Hukuk düzeni, gerekli denetim ve sorumluluk mekanizmalarını kendi içinde barındırır. Hukukçuların ve baroların görevi, yanlış buldukları uygulamaları somut gerekçelerle eleştirmek, ilgili hukuki yolları işletmek ve bu mekanizmaların etkili çalışması için mücadele etmektir. Bu mücadelede kişisel hesaplaşma veya tehdit izlenimi veren bir dilden kaçınılmalıdır.

Üsluba yönelik haklı eleştiriler ise tek başına sözlerin suç oluşturduğu sonucuna götürmemeli; eleştiri ile tehdit arasındaki ayrım somut ve titiz bir değerlendirmeyle yapılmalıdır.

İstanbul 2 Nolu Barosu olarak bütün hukukçuları, eleştiriye tahammül etmeye, eleştirilerini sorumlu bir dille ifade etmeye ve hukuka ilişkin uyuşmazlıkların çözümünü yine hukukun yöntemleri içinde aramaya davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Ankara 2 Nolu Barosu

“Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Hukuk İşleri Başkanı Av. İbrahim Gök, Hukuk İşleri Başkan Yardımcıları Av. Murat Aydoğan ve Av. Mustafa Kemal Çelik, Baro Başkanımız Av. Muhammet Kürşat ÜÇÜNCÜ’ye hayırlı olsun ziyaretinde bulundular. Gerçekleştirilen ziyarette, hukuk ve yargı camiasının gündemindeki konular ele alınarak hukukun üstünlüğü, yargının kurucu unsurlarından biri olan bağımsız savunmanın önemi, avukatlık mesleğinin karşılaştığı meseleler ve hukuk alanındaki güncel gelişmeler üzerine görüş alışverişinde bulunuldu. Baro Başkanımız Av. Muhammet Kürşat ÜÇÜNCÜ, nazik ziyaretleri, kıymetli görüşleri ve iyi dilekleri dolayısıyla Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. İbrahim Gök ve beraberindeki heyete teşekkürlerini iletti.”

30 Eylül 2026 Çarşamba

Dallas

Evet, o an geldi. O garip adamın kim olduğunu bulduk.

Belki “Ee, bu muydu?” diyebilirsiniz yazıyı okuduktan sonra; ama sonuçta kim olduğu merak edilen, “Kim la bu adam?” denecek bir adamdı, kim olduğunu öğrendik. Baştan başlayalım.

Adamı tanımamız, daha doğrusu görmemiz ve kendisiyle iletişim kurmamız, 2020 veya 2021 yılında pandeminin cafcaflı döneminde oldu.  Zaten pandemiden dolayı azar işittik adamdan. Pandemi bizi vurdu yani.

Pandemi dolayısıyla bina asansörü dört kişi ile sınırlı kullanıldığında, asansördeki tek kişi olarak gördük adamı. Biz ise üç kişiydik. Maskeliyiz, sosyal mesafe tamam, sayı da tutuyor, sıkıntı yok yani. Biner binmez aramızda konuştuk üç arkadaş. Sonra adam asansörden inmeye çalıştı. Biz de “Niye iniyorsunuz, dört kişiyiz.” vs. derken, “Bir de konuşuyorsunuz.” dedi. “Konuşuyorsunuz.” dediği, neden indiğini sormamızdan kaynaklanmıyor bu arada; “Maskelisiniz, konuşmayın, tamam dört kişi ile sınırlı ama o virüs bulaşabileceğinden, o dört kişi de seyahat boyunca birbiriyle konuşmamalı.” diye bir kural var herhalde: “Madem üç kişi bindiniz, susun”.

Neyse adamı biz bu şekilde hafızaya aldık ve kendisine “Dallas” adını taktık; dallamanın kısaltması olarak.

Gel zaman git zaman, iyice “Kim lan bu adam?”a evrildi konu. 60-70 yaşlarında bir adam. Tabii sürekli görmüyoruz, iki haftada bir diyelim, diğer bina çalışanları gibi. Soramıyoruz da kimseye; ama merak da ediyoruz. Tipi, yürüyüşü vs. de garip. Ama adamı takip de etmiyoruz, nereye gidiyorsa oraya gitmiyoruz, hatta gittiği yere bakmıyoruz da; ama aynı binada çalışan, aynı yerlerde yiyen içen insanlar olduğumuz için diğer çalışanlar gibi bazı yerlerde denkleşiyoruz. Ki bahsettiğim bu süreç 6 yıllık.

Bir kez bankamatikte önümdeydi mesela, isim görünüyor mu acaba diye bakmadım değil. Katını biliyorum, o hatta hangi şirketler var diye bakıp, sonra o şirketlerin yönetimine vs. bakmadım değil. En garibi şuydu tabi; bir gün Watsons’ta önüme düştü ağabeyimiz. Telefon numarası soruldu ve ağabeyimiz bir telefon numarası söyledi. Kulak kabarttım, bir kısmını duydum, bir kısmını duyamadım. İhtimalleri hesaba katarak sekiz farklı telefon numarasını telefonuma kaydettim: Dallas 1, Dallas 2, Dallas 3, … , Dallas 8. Amacım aramak değil tabii numaraları. Whatsapp’ı var mı; olur ya, isim çıkar, bir şey çıkar. Hiçbir numaranın Whatsapp’ı çıkmadı. Hepsini ayrı ayrı sildim: Dallas 1, Dallas 2, Dallas 3…

Otoparkta gördüğüm oldu, yöneticilerin ayrı otoparkı var. Aracı orada; demek ki yönetimde. Zaten tipi de bir şeyler yönetiyor veya yönetmek istiyor gibi. Aracını da gördüm, BMW; yönetici veya piç arabası. Bizimki ise piç değil, Dallas.

Asansörde yan yana çıktık, kartını çıkarıp okuttu, Kartta isimler yazıyor, ama bakamadım tabii. Yani bir “Ateşinden duramadım, ben bu sırra eremedim.” hâlindeyim.

Sonra iş stabil bir hâl aldı, ara ara uzaktan görüyoruz o kadar.

Geçenlerde ise ofis e-postamıza toplu, yani binada çalışanlara ortak atılan bir e-posta gönderilmiş. Asansördeki 3 kişiden biri olan ve Dallas konusu en az benim kadar kafasını kurcalayan Mert, ofislerin internet adreslerine bakıp yönetimleri araştırmış; pat çıkmış adam. Bu kadar. Benim daha önce sitesine girdiğim bir şirketti de. Ama o anda çıkmamış veya ben bulamamışım. Ama Mert buldu, mertlik yaptı.

Adamın da bu arada sitede sadece bir fotoğrafı var, o da toplu fotoğraf. Toplu fotoğraflardan sadece birinde çıkmış adam. Hatta adamın başka fotoğrafı da yok. O fotoğraf da milattan önce. Fotoğrafların altında isimler yazıyor; diğer fotoğraflara bakıp kişileri eleyerek buluyoruz adamın adını. Sonuçta şirket, isim belli. Ama adamla ilgili çok fazla bilgi, sosyal medya şu bu yok. Ee orasını ne yapalım zaten? Bulduk. Mert buldu. Bahtiyarız…

Şimdi meşgale bitti yalnız, o kötü oldu. Adam dışında bizi “Kim bu adam acaba?” diye heyecanlandıran kimse de yok. Olsa bile “Pardon siz kimsiniz?” diye sorulabilir o insanlara. Dallas’a ise sorulamaz. Öyle biriydi.

Şimdi little bit boşluktayız. Yapacak bir şey yok.

Bu da böyle bir anımızdır. Yağmur yağıyor kaçın, kaçın; şemsiyenizi açın, açın.

25 Ağustos 2026 Salı

Sıtkı Sıyrılan Restorant

* Tıkılak/Takılak II’de Şuan tarikatından, Tıkılak/Takılak X’da Tabiki tarikatından bahsetmiştim. Onları Türkçe bölümünde değerlendirmemişim. Tabii ortada toplumsal bir durum var, ondan olabilir.

Ayrıntı Yayınlarının bir kitabında; birçok kez, yani bilerek “tabiki” yazıldığını gördüm. Japonların bu tarikatı, yayınevini de etkilemiş anlaşılan, dikkat etmek lazım. Yazardan değil tabii bu; zira yazarımız yabancı. Kendi ülkesinin tabii ki’sini birleşik yazmıyordur muhtemelen: “Ofcourse”… Kitabın orijinaline bakmak lazım… Her hâlükârda dikkat etmek lazım…

* Sitenin Türkçe bölümü biraz da, “Bakın ben ne öğrendim, sizinle paylaşayım.” bölümü oldu. Öğrendiklerimi de paylaşıyorum bir yandan; yani, “Bunu nasıl bilmezsiniz.” değil. Tabii, umarsız kelimesinin gerçek anlamını bilin de bir zahmet. Neyse, sitemiz adına sevindirici tabii.

Geçen okuduğum bir kitapta (Didem Ünal Demir - Bu Cenazeyi Bana Lütfeder misiniz?) yazar, “sıdkı sıyrılmış” kullandı. “Allah Allah” dedim, doğrusu buymuş, “d” sertleşmiyormuş. İsimler sözlüğünde Sıtkı’yı arattım, Sıdkı’ya yönlendirdi. Şimdi beni okuyan bütün Sıtkıları göreve davet ediyorum. Öncesinde de, kitabı okumanızı öneriyorum. Yeni bir kitabı daha çıkacakmış hatta Didem Hanım’ın. Bilgütay abiden bana öneri, benden size öneri…

* Bir de Fransız tarikatı gelsin mi? Tıkılak/Takılak olarak değil, buraya yazalım: “Restorant tarikatı”… Genci yaşlısı, eğitimlisi eğitimsizi, erkeği kadını çoğu kişi “restorant” diyor. Bunlar ortak bir uygulama mı kullanıyor veya ortak bir televizyon programı mı izliyorlar? Örneğin Masterchef’te restorant mı deniyor, bilmiyorum.

Aslı restoran; yabancı kelime gibi kullanacaksan restoranına, “restaurant” yaz; ama “restoran” yanlış (hatta Word Aleyhisselam bu şekilde yazınca, sondaki t’yi habire siliyor. Biliyoruz Word kardeş, biliyoruz). Lütfen düzeltelim bu kullanımı, “restorant” demeyelim.

Tarikatlarla mücadelemiz devam edecek, Çinlisini Japonunu Fransızını ifşa ettik.

* Naif kelimesi yanlış kullanılıyor. Naif saf, deneyimsiz; acemice yapılan demek. İnce, hassas; zayıf (fiziksel olarak) anlamındaki kelime ise nahif. Bilgilerinize sunarım…

* Kelime kökeni ile ilgili ek bilgi verelim. Bu bilgiyi, şehrimin önemli ve tarihi dergisi İzler’in Nisan 2026 sayısında Hatice Yılmaz’ın Çiçeklerin Öyküsü yazısından aldım. Nergis kelimesi ile narsist aynı kökten geliyormuş. Nergis, adını Yunan mitolojisi kahramanlarından Narcissus’tan almış. Bu ağabeyimiz çok yakışıklıymış, kimseye de yüz vermezmiş. Acı çektirdiği kızlardan biri tanrılara yalvarmış, cezalandırılmasını istemiş bu ağabeyimizin. Narcissus da sonra suda kendi suretini görmüş, kendine aşık olmuş. “Suya yansıyan bu güzelliğe nasıl ulaşılırım?” demiş, su kenarında eriyip gitmiş. Eridiği yerde güzel, yepyeni bir çiçek açmış. Bu çiçeğin adı narkissos, yani nergis olmuş. Kendine aşırı hayranlık duyanlara narsist denmesi de buradan geliyormuş (Çok saçma değil mi ya? Neyse kınamayalım).

“Şişli Meydanı’nda üç kız / Biri Çiğdem biri Nergis…”

Saygılarımla…

21 Temmuz 2026 Salı

Tıkılak/Takılak XXI

 


* Bazı sosyal medya profillerinde, kürsüden çekilen fotoğrafların paylaşıldığını görüyorum. Kürsüde duran, takım elbiseli veya şık giyimli bir hanımefendi/beyefendi (böyle cinsiyetçi olmuyor değil mi; birey mi desek, bireyefendi mi) arzıendam etmekte.

Bir de kürsüden bakılan tarafın fotoğrafı olsa da baksak. Yıllar önce bir yerde denk gelmiştim, memleketinde haber yaptırmış bir meslektaş. Yurt dışında bir yerde kürsü bulmuş, takımı çekmiş, fotoğrafı çektirmiş. Yerel gazetede haber: “Bilmem kim bilmem nerede Avrupa’ya ders verdi!” Ortada ders filan yok tabii, oraya gezmeye giderken veya bir etkinliği izlerken, kalabalık dağılmış, çektirmiş fotoğrafını, ders vermiş olmuş, ne güzel… Kürsülere aldanmayalım. Hatta, kişiler gerçekten çıkıyorsa da aldanmayalım. Çok çektik kürsülerden…

* “En sevdiğin koku nedir?” sorusuna cevap olarak, akla yağmurdan sonra toprak kokusu, doğada temiz hava kokusu, deniz kokusu, hatta para kokusu vs. denir, malum. Bir koku daha ekleyeyim: Montajdan hemen sonra IKEA dolap kokusu… “Buraya iyi oldu yaa.” yorumlarıyla… Geldi mi burnunuza? İyidir bence.

* Karikatür yeteneğim olsaydı, Pınar Denizli reklam panosu görmeden toplu taşımayla A noktasından B noktasına gidilememeyi çizmek isterdim sanıyorum, Umut Sarıkaya tarzı böyle, iyi olurdu. Derken Umut Sarıkaya’nın Colin Farrell’in Sivaslılara benzemesini konu ettiği karikatür geldi aklıma, yukarıya iliştirelim bakalım.

* Son dönemin en absürt haberlerinden biri (ülkemizdeki hukuki gelişmeleri saymazsak tabii), Trump’a benzediği için canı bağışlanan Bangladeşli kurbanlık manda haberi. Habere göre; Bangladeş İçişleri Bakanlığı olaya el koymuş, son dakika kararıyla kesim iptal edilmiş, alıcının parası iade edilmiş ve manda Trump, yeni ve güvenli yuvası olan Dakka Ulusal Hayvanat Bahçesi’ne transfer edilmiş. Ne diyelim ki buna? Amerikan mandası işte… Bir yandan, ekşisözlük rumuzu gibi: “Trump’a benzediği için canı bağışlanan Bangladeşli kurbanlık manda”. Yukarıda mandayı değil, Sarıkaya’yı tercih ettim, iyi yaptım.

* Arada şöyle kısa videolar peyda oluyor: “Bilmem nereye gitmeden önce dikkat etmeniz gereken şeyler”. Tabii gezmeyi seven insanlarız, dikkatimizi çekiyor arada; ancak o kadar suyu çıkmış ki işin. Bir anda hesap açıp bunlarla dalga geçmek bile geliyor içimden. Ama ne gerek var tabii. “ABD’deyken mekânlara girerken kapıyı çekiyorsunuz, mekândan çıkarken kapıyı itiyorsunuz”. Yahu bırak da şahıs onu anlayabilsin, kendi denesin. “Çok önemli bir bilgi, yurt dışında ülkelerin kendi para birimleri oluyor ve onları kullanıyorsunuz. O nedenle paranızı bozmanız gerekiyor”. İyi…

Fark ettiyseniz “iki film birden” çektik. Süper değil tabii; bizden. Hadi bakalım…

20 Temmuz 2026 Pazartesi

Tıkılak/Takılak XX

 



* Radyo-3 Sabah adlı program hafta içi her sabah saat 08.00-09.00’da adı üzerinde Radyo 3’te. Tam işe varış zamanında sonuna denk gelinen bir program. Programın bir güzelliği ise şu(ydu): Program sonunda programı hazırlayanlar sunucu tarafından tanıtılırken ve tabii sunucu kendisini de tanıtırken, Ece Akyüz isimli sunucumuz, o güzel ve kadife (o ne demekse) sesiyle, hazırlayanlar arasında Alp Eray Tuğcular ismini de anons eder(di) ve o Alp Eray Tuğcular deyişi ayrı bir mutluluk verir(di). Öyle ki, Alp Eray Bey’in anası babası oğlunu böyle çağırmamıştır.

Birkaç yıl böyle dinledik ettik, bir gün sesi biraz daha sert işittim (veya Ece ablamızın keyfi yoktu). Anons kısmında ablamız Alp Eray Bey’i gayet normal söyledi ve kendisine de Hafize Okan dedi, çok üzüldüm. Tabii Hafize ablanın da sesi ve program sunuculuğu gayet iyi; ancak Alp Eray Tuğcular ismi sıradanlaştı orada ve üzdü. Bunu paylaşayım istedim. Radyo-3 Sabah iyidir, TRT’den kalan birkaç iyi şeyden biri (TRT 2’yi de ekleyelim tabii)…

* Önemli bir kurum da Cumhuriyet…Yılların Cumhuriyeti… Ne olursa olsun orada duran bir medya devi, önemli. Bu devde geçen şöyle bir şeye rastladım (hadi linkini de atayım: https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/yesilcam-in-kadir-abi-sine-veda-kadir-inanir-son-yolculuguna-ugurlandi-2516158)

Kadir İnanır’ın cenaze töreninde konuşan Menderes Samancılar, şunları söylüyor: “Artık dinlemek zor Hekimoğlu’nu, her dinlediğimizde yeniden ağlayacağız. O derlemişti biliyorsunuz ümit koçan okumuştu. Bundan da hep övgüyle bahsederdi. Sarılırdık dostça. Kocaman bir incir ağacıydı benim için sürekli bal gibi incirler veren bal gibi hayata bakan barış kardeşlik sevgi dolu bir yürek asla unutmayacağız. Asla unutmayacağız. Kadir inanır gibi bir değeri asla unutmayacağız her daim yüreğimizde yaşatacağız. İyi ki hayatımıza girdin, ömrümün 50 yılını birlikte geçirdim. İyi ki varmışsın canım abim güle güle”.

Gariplik hissetmediyseniz, hemen devreye gireyim: Hekimoğlu türküsünü Kadir İnanır derlemiş, ümit koçan okumuş; o ne ola ki? Böyle bir kavram mı var, “ümit koçan” diye; “hüzün kovan” gibi. Hadi Menderes Samancılar’ın bu sözünü yazıya döken arkadaş Ümit Tokcan’ı bilmiyor ve anlamadı, öylece yazdı aklına geleni; hiç mi kontrol eden olmadı? Aradan geçmiş neredeyse bir ay, aynen duruyor ümit koçan. Ben e-posta attım gazeteye, ekşisözlük’e de yazdım hatta, henüz gelişme yok. Demek ki ben hatalıyım, Ümit Tokcan da kimmiş? (Sokakbaşı Meyhanemizi de çok güzel söyler bu arada).

* Şimdi konu doktorlar… Doktorların bizleri tedavi ettikten sonra süreçle ilgili haberleşmek üzere özel numaralarını paylaşmaları, kendilerine Whatsapp üzerinden ulaşabileceğimizi söylemeleri vs. çok güzel tabii. Ama artık istemiyorum, tırsıyorum. Yaş, cinsiyet, dal fark etmeksizin hepsi Whatsapp’ta son derece soğuk ve umursamaz davranıyor. O tatlı tatlı anlatan, sizi bilgilendiren doktor gidiyor; mahallendeki suratsız dayı, teyze geliyor. Ağızlarından da kerpetenle laf alıyorsun, sanki onlar “Bana yazın.” dememiş gibi, onları rahatsız ediyormuşuz gibi…

“Yarın bana mutlaka yazın, ertesi gün kontrole kaçta geleceğinizi söyleyeyim size.” diyorlar mesela, iyi günler diliyorsun, müsaitliğini soruyorsun, cevap şu: 15.00. O kadar…

Veya kibarca yazıyorsun, sistemde reçetenin görülmediğini, bu nedenle ilacı alamadığını söylüyorsun, cevap birkaç saat sonra sadece reçete numarası: 2Q34IUY.

Yahu tanıdığım, muhabbetim olan doktorun tıp bayramını kutluyorum, cevap bir sonraki yıl 14 Martla birlikte geliyor, ikisini birden yanıtlamış oluyor ağabeyim. Demek ki doktorlarda bu var. Bi’ hep meşguliyetteymiş hissi, bi’ kale almama… Olsun doktorları severiz.

Diyebilirsiniz ki avukatlar da öyle vs. vs. Bilmiyorum vallahi, yapan varsa onlara da lafım olur. Bana hep doktorlar denk geldi, avukatlarınki biraz daha farklı olabilir yalnız, belli yaşın üstündekiler iletişimi sadece “Ok” ve ona uygun baş parmak kaldırışıyla yapıyor olabilirler. Ona diyeceğim yok. Ama avukat zaten hödükse öyle yazıyor olabilir. Doktorlar ise canım ciğerim çekip sonra yukarıdaki gibi davranıyor.

Kemal Sunal’ın Kamran Usluer’le En Büyük Şaban filmini bilirsiniz. Kamran Usluer geceleri Kemal Sunal’a alkollüyken “kardeşim, canım, ciğerim” çekiyor. Sabah ayılınca “Kim bu adam?” pozlarında, “Gönderin gitsin şu herifi.” diyor filan. O sabahın akşamında Kemal Sunal fırçalıyor tabii, Kamran Usluer de “Olur mu öyle şey, sen benim canımsın, kendimi öldürürüm.” vs. vs… O gecenin sabahı da aynı terane. Onun gibi…

* Bu örnek aklımdayken Kim Milyoner Olmak İster’de bir soruya rastladım, Tarık Akan ve Kadir İnanır gibi aktörleri seslendiren, Eşkıya filminde de Berfo karakterini canlandıran kişi soruldu, şıklar da zaten çok alakasız, Halit Akçatepe, Zeki Alasya, Ediz Hun var; Kamran Usluer parlıyor orada. Telefon jokerinde oyunculuk okuyan veya oyuncu olan gençten bir kardeş, Ediz Hun dedi. Senin ben…

Hayırlı adli tatiller…

24 Haziran 2026 Çarşamba

Tıkılak/Takılak XIX


 

* Aykut Kocaman yine başka bir bahara kaldı (veya iyice rafa kalktı), yazı taslağı bile hazırlamıştım (o da rafa kalktı). Olsun, bazı nedenlerle iyi de oldu. Neyse... Kartal’a başarılar, ondan da razıyız.

* Başkanlık seçimi dönemiyle ilgili bir şey yazmadım, DÇLV takipçileri (öyle bir kitle yok) az buçuk görüşümü bilir. Ama Hakan Safi’den dolayı bir süre cümlelere, Tayyip Erdoğan gibi “bu kardeşiniz” ile başladığımın itirafını yapayım. Yeni yeni toparlıyorum. Aslında kötü de değil, “Bu kardeşiniz birazdan markete gidecek, bir şey isteyen var mı?” mesela, “Bu kardeşinizin sabah erken kalkması lazım, o nedenle odaya çekiliyor.” mesela, kötü cümleler değil, güzel. Yetmedi ama başkanlığa. İyi ki yetmedi…

* Bu arada kumanya çok güzel kelime değil mi? Fenerbahçe’miz sağ olsun her sene seçime gittiği için orada ikram ediyorlar ve dolayısıyla her sene hatırlıyoruz bu kelimeyi. Yoksa gündemimizde olmayacak kumanya.

* Dünya kupası nasıl? Ülkelerin bir kısmının adını yeni duyduk, nasıl güzel ama değil mi? Dünya kupası severiz de, ne bileyim… Bir de, dünya kupasında en iyi üçüncü muhabbeti bana yanlış geliyor. Maçlar bitince ülkenin, gruptan çıkıp çıkmadığını öğrenmek için diğer gruptaki maçları beklemesi, böyle bir kupada biraz garip değil mi? Neyse, ben ne anlarım... 

* Razı olmadığımız bir şey de Panini fırsatçıları. 96’dan beri yapıştırıyorum bu çıkartmaları vicdansızın çocukları, gelir gelmez kutu kutu alıp fahiş fiyata internetten satıyorsunuz, bu mudur yani? Bırakın bir Panini zevkimiz var, onun da içine etmeyin. Yeşil Burun Adaları, Haiti, Curaçao, Irak topçularını yapıştırmayacaksam niye yaşıyorum bu hayatı? Şimdi bir aydınlanma geldi, neyse, anıdır anı…

* İster istemez futboldan çıkamadık, esasında Tıkılak/Takılak yazısıydı bu. Ama geyik ön planda olduğu için ve başka konulara da gireceğimden, Tıkılak/Takılakta kalsın.

* Başka konu da basketbol, hadi… Bu yazı, “Tıkılak/Takılak Spor Özel Yayını” olsun. Bu sene şanlı Fenerbahçe Beko’muz Koçum Benim dizisindeki okul basketbol takımı gibi değil mi, sürekli son saniye sayıları, gerek Eurolig’de gerek bizim ligde. Ligde şampiyonluğa bile son saniye basketiyle ulaştık. Meraklıları, Tarık’ın o üçlüğünden önce Wade Baldwin’in asistine baksın. Ben top dışarıya çıktı sandım, spiker blok var sandı; öyle bir asist. Pana’ya da sağlam son saniye üçlüğü atmıştı “koçum benim”. Meraklıları ona da bakabilir ve meraklılarsa pişman olmazlar.

Fenerbahçe Beko’nun, alayından razıyız…

İyi tatiller sayın okuyanlar…

31 Mayıs 2026 Pazar

Tıkılak/Takılak XVIII

 


* İstanbul Barosu yönetiminde iki sene önce köklü bir değişiklik oldu. Bir kısım grupların da desteğiyle İbrahim Kaboğlu Hoca başkan oldu. Muhtemelen bu sene -aday olur olmaz o ayrı- seçilemeyecek. Olsun...

Konumuz yönetim ve seçimler değil zaten. İnternet sitemizi değiştirdi yönetim. Hatırlamadığım bir sorgudan sonra (muhtemelen avukat sorgusudur) yukarıdaki uyarıyı yaptı site. Şu nezakete bakar mısınız? “İki dakika bekle amk”ın barocası. Hiç de Frankofon ve kibar bir başkana uyacak bir uyarı değil.

Buna benzer, vaktizamanında Pendik Adliyesi dahilisi vardı. “Pendik Adliyesine hoş geldiniz” cümlesiyle başlayan karşılama metnini okuyan ağabeyimiz muhtemelen o telefon hattını döşeyen hemşehrimizdi. Sonra Anadolu Adliyesine bağlandı (adam değil adliye) ve o güzel diksiyondan mahrum bırakıldık.

3 Mayıs Türkçülük Günü var malum. Tabii biz 1 Mayısçıyız; 3’ü, 5’i anlamayız da, neden kutlanıyor 3 Mayıs, yani neden o gün Türkçülük Günü?

Nihal Atsız’ın 1944 yılında Sabahattin Ali’yi “Sovyet casusu” ve “vatan haini” olarak nitelendirdiği bir yazı nedeniyle hakkında açılan hakaret davası sürecinde; Atsız yanlıları 3 Mayıs 1944 tarihinde protesto gösterisi yapıyorlar ve birçok kaynağa göre bu gösteride Sabahattin Ali’nin, hatta Nazım Hikmet’in kitapları da yakılıyor. O günden bir sene sonra 3 Mayıs gününü anıyorlar ve sonra 3 Mayıs, Türkçülük Günü olarak kutlanıyor.

Yani, Türkçülük Günü kutlayan kardeşlerimiz Aldırma Gönül Aldırma söyleyip coşmasın, Leylim Ley söylemesin bi’ zahmet (veya söylesin, ama bilsin durumu)…

* Asics marka, sevip de henüz kavuşamadığım ayakkabının açılımı ile ilgili yazalım (biraz daha bilgilenelim).

Anima Sana In Corpore Sano… Latince özdeyişinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmaymış bu. İfade de Türkçeye “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.” olarak çevrilmekteymiş. Japon spor giyim markası, temel felsefesi olan bu mottoyu kurumsal adının ve vizyonunun merkezine almış. Maşallah.

BYD’yi söylemiyorum, onu bilirsiniz.

* O garip adamı bir süredir görmüyorum, dolayısıyla taslağa ekleyecek veya yazıyı başlatabilecek bir husus yok. Öylece bekliyor taslak. Umarım sağlığı iyidir o garip adamın. Ben de yakında görürüm ve adam beni bir şekilde harekete geçirir.

Haziran severiz, iyi haziranlar...