Evet, o an geldi. O garip adamın kim olduğunu bulduk.
Belki “Ee, bu muydu?” diyebilirsiniz yazıyı okuduktan sonra;
ama sonuçta kim olduğu merak edilen, “Kim la bu adam?” denecek bir adamdı, kim
olduğunu öğrendik. Baştan başlayalım.
Adamı tanımamız, daha doğrusu görmemiz ve kendisiyle
iletişim kurmamız, 2020 veya 2021 yılında pandeminin cafcaflı döneminde
oldu. Zaten pandemiden dolayı azar
işittik adamdan. Pandemi bizi vurdu yani.
Pandemi dolayısıyla bina asansörü dört kişi ile sınırlı
kullanıldığında, asansördeki tek kişi olarak gördük adamı. Biz ise üç kişiydik.
Maskeliyiz, sosyal mesafe tamam, sayı da tutuyor, sıkıntı yok yani. Biner
binmez aramızda konuştuk üç arkadaş. Sonra adam asansörden inmeye çalıştı. Biz
de “Niye iniyorsunuz, dört kişiyiz.” vs. derken, “Bir de konuşuyorsunuz.” dedi.
“Konuşuyorsunuz.” dediği, neden indiğini sormamızdan kaynaklanmıyor bu arada;
“Maskelisiniz, konuşmayın, tamam dört kişi ile sınırlı ama o virüs
bulaşabileceğinden, o dört kişi de seyahat boyunca birbiriyle konuşmamalı.”
diye bir kural var herhalde: “Madem üç kişi bindiniz, susun”.
Neyse adamı biz bu şekilde hafızaya aldık ve kendisine “Dallas”
adını taktık; dallamanın kısaltması olarak.
Gel zaman git zaman, iyice “Kim lan bu adam?”a evrildi konu.
60-70 yaşlarında bir adam. Tabii sürekli görmüyoruz, iki haftada bir diyelim,
diğer bina çalışanları gibi. Soramıyoruz da kimseye; ama merak da ediyoruz.
Tipi, yürüyüşü vs. de garip. Ama adamı takip de etmiyoruz, nereye gidiyorsa
oraya gitmiyoruz, hatta gittiği yere bakmıyoruz da; ama aynı binada çalışan,
aynı yerlerde yiyen içen insanlar olduğumuz için diğer çalışanlar gibi bazı
yerlerde denkleşiyoruz. Ki bahsettiğim bu süreç 6 yıllık.
Bir kez bankamatikte önümdeydi mesela, isim görünüyor mu
acaba diye bakmadım değil. Katını biliyorum, o hatta hangi şirketler var diye
bakıp, sonra o şirketlerin yönetimine vs. bakmadım değil. En garibi şuydu tabi;
bir gün Watsons’ta önüme düştü ağabeyimiz. Telefon numarası soruldu ve ağabeyimiz
bir telefon numarası söyledi. Kulak kabarttım, bir kısmını duydum, bir kısmını
duyamadım. İhtimalleri hesaba katarak sekiz farklı telefon numarasını telefonuma
kaydettim: Dallas 1, Dallas 2, Dallas 3, … , Dallas 8. Amacım aramak değil
tabii numaraları. Whatsapp’ı var mı; olur ya, isim çıkar, bir şey çıkar.
Hiçbir numaranın Whatsapp’ı çıkmadı. Hepsini ayrı ayrı sildim: Dallas 1,
Dallas 2, Dallas 3…
Otoparkta gördüğüm oldu, yöneticilerin ayrı otoparkı var. Aracı
orada; demek ki yönetimde. Zaten tipi de bir şeyler yönetiyor veya yönetmek
istiyor gibi. Aracını da gördüm, BMW; yönetici veya piç arabası. Bizimki ise
piç değil, Dallas.
Asansörde yan yana çıktık, kartını çıkarıp okuttu, Kartta
isimler yazıyor, ama bakamadım tabii. Yani bir “Ateşinden duramadım, ben bu sırra
eremedim.” hâlindeyim.
Sonra iş stabil bir hâl aldı, ara ara uzaktan görüyoruz o
kadar.
Geçenlerde ise ofis e-postamıza toplu, yani binada
çalışanlara ortak atılan bir e-posta gönderilmiş. Asansördeki 3 kişiden biri
olan ve Dallas konusu en az benim kadar kafasını kurcalayan Mert, ofislerin internet
adreslerine bakıp yönetimleri araştırmış; pat çıkmış adam. Bu kadar. Benim daha
önce sitesine girdiğim bir şirketti de. Ama o anda çıkmamış veya ben
bulamamışım. Ama Mert buldu, mertlik yaptı.
Adamın da bu arada sitede sadece bir fotoğrafı var, o da
toplu fotoğraf. Toplu fotoğraflardan sadece birinde çıkmış adam. Hatta adamın
başka fotoğrafı da yok. O fotoğraf da milattan önce. Fotoğrafların altında
isimler yazıyor; diğer fotoğraflara bakıp kişileri eleyerek buluyoruz adamın
adını. Sonuçta şirket, isim belli. Ama adamla ilgili çok fazla bilgi, sosyal
medya şu bu yok. Ee orasını ne yapalım zaten? Bulduk. Mert buldu. Bahtiyarız…
Şimdi meşgale bitti yalnız, o kötü oldu. Adam dışında bizi “Kim
bu adam acaba?” diye heyecanlandıran kimse de yok. Olsa bile “Pardon siz kimsiniz?”
diye sorulabilir o insanlara. Dallas’a ise sorulamaz. Öyle biriydi.
Şimdi little bit boşluktayız. Yapacak bir şey yok.
Bu da böyle bir anımızdır. Yağmur yağıyor kaçın, kaçın; şemsiyenizi
açın, açın.
