* Radyo-3 Sabah adlı program hafta içi her
sabah saat 08.00-09.00’da adı üzerinde Radyo 3’te. Tam işe varış zamanında
sonuna denk gelinen bir program. Programın bir güzelliği ise şu(ydu): Program
sonunda programı hazırlayanlar sunucu tarafından tanıtılırken ve tabii sunucu
kendisini de tanıtırken, Ece Akyüz isimli sunucumuz, o güzel ve kadife (o ne
demekse) sesiyle, hazırlayanlar arasında Alp Eray Tuğcular ismini de anons
eder(di) ve o Alp Eray Tuğcular deyişi ayrı bir mutluluk verir(di). Öyle ki,
Alp Eray Bey’in anası babası oğlunu böyle çağırmamıştır.
Birkaç yıl böyle dinledik ettik, bir gün sesi biraz daha
sert işittim (veya Ece ablamızın keyfi yoktu). Anons kısmında ablamız Alp Eray
Bey’i gayet normal söyledi ve kendisine de Hafize Okan dedi, çok üzüldüm. Tabii
Hafize ablanın da sesi ve program sunuculuğu gayet iyi; ancak Alp Eray Tuğcular
ismi sıradanlaştı orada ve üzdü. Bunu paylaşayım istedim. Radyo-3 Sabah
iyidir, TRT’den kalan birkaç iyi şeyden biri (TRT 2’yi de ekleyelim tabii)…
* Önemli bir kurum da Cumhuriyet…Yılların
Cumhuriyeti… Ne olursa olsun orada duran bir medya devi, önemli. Bu devde geçen
şöyle bir şeye rastladım (hadi linkini de atayım: https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/yesilcam-in-kadir-abi-sine-veda-kadir-inanir-son-yolculuguna-ugurlandi-2516158)
Kadir İnanır’ın cenaze töreninde konuşan Menderes
Samancılar, şunları söylüyor: “Artık dinlemek zor Hekimoğlu’nu, her
dinlediğimizde yeniden ağlayacağız. O derlemişti biliyorsunuz ümit koçan
okumuştu. Bundan da hep övgüyle bahsederdi. Sarılırdık dostça. Kocaman bir
incir ağacıydı benim için sürekli bal gibi incirler veren bal gibi hayata bakan
barış kardeşlik sevgi dolu bir yürek asla unutmayacağız. Asla unutmayacağız.
Kadir inanır gibi bir değeri asla unutmayacağız her daim yüreğimizde
yaşatacağız. İyi ki hayatımıza girdin, ömrümün 50 yılını birlikte geçirdim. İyi
ki varmışsın canım abim güle güle”.
Gariplik hissetmediyseniz, hemen devreye gireyim: Hekimoğlu
türküsünü Kadir İnanır derlemiş, ümit koçan okumuş; o ne ola ki? Böyle bir
kavram mı var, “ümit koçan” diye; “hüzün kovan” gibi. Hadi Menderes Samancılar’ın
bu sözünü yazıya döken arkadaş Ümit Tokcan’ı bilmiyor ve anlamadı, öylece yazdı
aklına geleni; hiç mi kontrol eden olmadı? Aradan geçmiş neredeyse bir ay,
aynen duruyor ümit koçan. Ben e-posta attım gazeteye, ekşisözlük’e de
yazdım hatta, henüz gelişme yok. Demek ki ben hatalıyım, Ümit Tokcan da kimmiş?
(Sokakbaşı Meyhanemizi de çok güzel söyler bu arada).
* Şimdi konu doktorlar… Doktorların bizleri tedavi
ettikten sonra süreçle ilgili haberleşmek üzere özel numaralarını paylaşmaları,
kendilerine Whatsapp üzerinden ulaşabileceğimizi söylemeleri vs. çok
güzel tabii. Ama artık istemiyorum, tırsıyorum. Yaş, cinsiyet, dal fark
etmeksizin hepsi Whatsapp’ta son derece soğuk ve umursamaz davranıyor. O
tatlı tatlı anlatan, sizi bilgilendiren doktor gidiyor; mahallendeki suratsız dayı,
teyze geliyor. Ağızlarından da kerpetenle laf alıyorsun, sanki onlar “Bana yazın.”
dememiş gibi, onları rahatsız ediyormuşuz gibi…
“Yarın bana mutlaka yazın, ertesi gün kontrole kaçta
geleceğinizi söyleyeyim size.” diyorlar mesela, iyi günler diliyorsun, müsaitliğini
soruyorsun, cevap şu: 15.00. O kadar…
Veya kibarca yazıyorsun, sistemde reçetenin görülmediğini,
bu nedenle ilacı alamadığını söylüyorsun, cevap birkaç saat sonra sadece reçete
numarası: 2Q34IUY.
Yahu tanıdığım, muhabbetim olan doktorun tıp bayramını
kutluyorum, cevap bir sonraki yıl 14 Martla birlikte geliyor, ikisini birden
yanıtlamış oluyor ağabeyim. Demek ki doktorlarda bu var. Bi’ hep meşguliyetteymiş
hissi, bi’ kale almama… Olsun doktorları severiz.
Diyebilirsiniz ki avukatlar da öyle vs. vs. Bilmiyorum vallahi,
yapan varsa onlara da lafım olur. Bana hep doktorlar denk geldi, avukatlarınki
biraz daha farklı olabilir yalnız, belli yaşın üstündekiler iletişimi sadece “Ok”
ve ona uygun baş parmak kaldırışıyla yapıyor olabilirler. Ona diyeceğim yok. Ama
avukat zaten hödükse öyle yazıyor olabilir. Doktorlar ise canım ciğerim çekip
sonra yukarıdaki gibi davranıyor.
Kemal Sunal’ın Kamran Usluer’le En Büyük Şaban filmini
bilirsiniz. Kamran Usluer geceleri Kemal Sunal’a alkollüyken “kardeşim, canım,
ciğerim” çekiyor. Sabah ayılınca “Kim bu adam?” pozlarında, “Gönderin gitsin şu
herifi.” diyor filan. O sabahın akşamında Kemal Sunal fırçalıyor tabii, Kamran
Usluer de “Olur mu öyle şey, sen benim canımsın, kendimi öldürürüm.” vs. vs… O gecenin
sabahı da aynı terane. Onun gibi…
* Bu örnek aklımdayken Kim Milyoner Olmak İster’de
bir soruya rastladım, Tarık Akan ve Kadir İnanır gibi aktörleri seslendiren, Eşkıya
filminde de Berfo karakterini canlandıran kişi soruldu, şıklar da zaten çok
alakasız, Halit Akçatepe, Zeki Alasya, Ediz Hun var; Kamran Usluer parlıyor
orada. Telefon jokerinde oyunculuk okuyan veya oyuncu olan gençten bir kardeş,
Ediz Hun dedi. Senin ben…
Hayırlı adli tatiller…


