20 Temmuz 2026 Pazartesi

Tıkılak/Takılak XX

 



* Radyo-3 Sabah adlı program hafta içi her sabah saat 08.00-09.00’da adı üzerinde Radyo 3’te. Tam işe varış zamanında sonuna denk gelinen bir program. Programın bir güzelliği ise şu(ydu): Program sonunda programı hazırlayanlar sunucu tarafından tanıtılırken ve tabii sunucu kendisini de tanıtırken, Ece Akyüz isimli sunucumuz, o güzel ve kadife (o ne demekse) sesiyle, hazırlayanlar arasında Alp Eray Tuğcular ismini de anons eder(di) ve o Alp Eray Tuğcular deyişi ayrı bir mutluluk verir(di). Öyle ki, Alp Eray Bey’in anası babası oğlunu böyle çağırmamıştır.

Birkaç yıl böyle dinledik ettik, bir gün sesi biraz daha sert işittim (veya Ece ablamızın keyfi yoktu). Anons kısmında ablamız Alp Eray Bey’i gayet normal söyledi ve kendisine de Hafize Okan dedi, çok üzüldüm. Tabii Hafize ablanın da sesi ve program sunuculuğu gayet iyi; ancak Alp Eray Tuğcular ismi sıradanlaştı orada ve üzdü. Bunu paylaşayım istedim. Radyo-3 Sabah iyidir, TRT’den kalan birkaç iyi şeyden biri (TRT 2’yi de ekleyelim tabii)…

* Önemli bir kurum da Cumhuriyet…Yılların Cumhuriyeti… Ne olursa olsun orada duran bir medya devi, önemli. Bu devde geçen şöyle bir şeye rastladım (hadi linkini de atayım: https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/yesilcam-in-kadir-abi-sine-veda-kadir-inanir-son-yolculuguna-ugurlandi-2516158)

Kadir İnanır’ın cenaze töreninde konuşan Menderes Samancılar, şunları söylüyor: “Artık dinlemek zor Hekimoğlu’nu, her dinlediğimizde yeniden ağlayacağız. O derlemişti biliyorsunuz ümit koçan okumuştu. Bundan da hep övgüyle bahsederdi. Sarılırdık dostça. Kocaman bir incir ağacıydı benim için sürekli bal gibi incirler veren bal gibi hayata bakan barış kardeşlik sevgi dolu bir yürek asla unutmayacağız. Asla unutmayacağız. Kadir inanır gibi bir değeri asla unutmayacağız her daim yüreğimizde yaşatacağız. İyi ki hayatımıza girdin, ömrümün 50 yılını birlikte geçirdim. İyi ki varmışsın canım abim güle güle”.

Gariplik hissetmediyseniz, hemen devreye gireyim: Hekimoğlu türküsünü Kadir İnanır derlemiş, ümit koçan okumuş; o ne ola ki? Böyle bir kavram mı var, “ümit koçan” diye; “hüzün kovan” gibi. Hadi Menderes Samancılar’ın bu sözünü yazıya döken arkadaş Ümit Tokcan’ı bilmiyor ve anlamadı, öylece yazdı aklına geleni; hiç mi kontrol eden olmadı? Aradan geçmiş neredeyse bir ay, aynen duruyor ümit koçan. Ben e-posta attım gazeteye, ekşisözlük’e de yazdım hatta, henüz gelişme yok. Demek ki ben hatalıyım, Ümit Tokcan da kimmiş? (Sokakbaşı Meyhanemizi de çok güzel söyler bu arada).

* Şimdi konu doktorlar… Doktorların bizleri tedavi ettikten sonra süreçle ilgili haberleşmek üzere özel numaralarını paylaşmaları, kendilerine Whatsapp üzerinden ulaşabileceğimizi söylemeleri vs. çok güzel tabii. Ama artık istemiyorum, tırsıyorum. Yaş, cinsiyet, dal fark etmeksizin hepsi Whatsapp’ta son derece soğuk ve umursamaz davranıyor. O tatlı tatlı anlatan, sizi bilgilendiren doktor gidiyor; mahallendeki suratsız dayı, teyze geliyor. Ağızlarından da kerpetenle laf alıyorsun, sanki onlar “Bana yazın.” dememiş gibi, onları rahatsız ediyormuşuz gibi…

“Yarın bana mutlaka yazın, ertesi gün kontrole kaçta geleceğinizi söyleyeyim size.” diyorlar mesela, iyi günler diliyorsun, müsaitliğini soruyorsun, cevap şu: 15.00. O kadar…

Veya kibarca yazıyorsun, sistemde reçetenin görülmediğini, bu nedenle ilacı alamadığını söylüyorsun, cevap birkaç saat sonra sadece reçete numarası: 2Q34IUY.

Yahu tanıdığım, muhabbetim olan doktorun tıp bayramını kutluyorum, cevap bir sonraki yıl 14 Martla birlikte geliyor, ikisini birden yanıtlamış oluyor ağabeyim. Demek ki doktorlarda bu var. Bi’ hep meşguliyetteymiş hissi, bi’ kale almama… Olsun doktorları severiz.

Diyebilirsiniz ki avukatlar da öyle vs. vs. Bilmiyorum vallahi, yapan varsa onlara da lafım olur. Bana hep doktorlar denk geldi, avukatlarınki biraz daha farklı olabilir yalnız, belli yaşın üstündekiler iletişimi sadece “Ok” ve ona uygun baş parmak kaldırışıyla yapıyor olabilirler. Ona diyeceğim yok. Ama avukat zaten hödükse öyle yazıyor olabilir. Doktorlar ise canım ciğerim çekip sonra yukarıdaki gibi davranıyor.

Kemal Sunal’ın Kamran Usluer’le En Büyük Şaban filmini bilirsiniz. Kamran Usluer geceleri Kemal Sunal’a alkollüyken “kardeşim, canım, ciğerim” çekiyor. Sabah ayılınca “Kim bu adam?” pozlarında, “Gönderin gitsin şu herifi.” diyor filan. O sabahın akşamında Kemal Sunal fırçalıyor tabii, Kamran Usluer de “Olur mu öyle şey, sen benim canımsın, kendimi öldürürüm.” vs. vs… O gecenin sabahı da aynı terane. Onun gibi…

* Bu örnek aklımdayken Kim Milyoner Olmak İster’de bir soruya rastladım, Tarık Akan ve Kadir İnanır gibi aktörleri seslendiren, Eşkıya filminde de Berfo karakterini canlandıran kişi soruldu, şıklar da zaten çok alakasız, Halit Akçatepe, Zeki Alasya, Ediz Hun var; Kamran Usluer parlıyor orada. Telefon jokerinde oyunculuk okuyan veya oyuncu olan gençten bir kardeş, Ediz Hun dedi. Senin ben…

Hayırlı adli tatiller…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder