11 Temmuz 2018 Çarşamba

Lay Lay Lom !



Bu yazıyı okurken, yukarıdaki videoya tıklamanızı ve aşağıda sözleri yer alan şarkıyı dinlemenizi salık veririm (aboneler, e-posta ile gelen yazılarda videoyu göremiyor, onları siteye davet edeyim, yıl olmuş 2018, böyle sıkıntılarımız var).

Dedim yatsam şöyle, tok niye tok?
Dedim yazsam sorsam açlar var, niye var?
Benim halkım bu yapmaz hesap
Memnun olmam ki bunları yazıp
Hep sapıttık, örselendik
“De get lan!” deme bana endişem bu
Bana ne ki lan, bi’ bok mu var sonra
Bana ne ki lan bu manyaklardan
Dedim koyver, havalandır, at flow
Hem sevmez ahali ve bi’ de hep solo olmuyor
Dedim koyver, havalandır, at flow
Hem sevmez ahali ve bi’ de hep solo olmuyor
Bi’ akıllı ben mi? Bana n’oluyo?
Bi’ akıllı ben mi?
Lay lay lom, lay lay lom…

Birileri çıkıp yazdı korkmadan
Hep acısını çekip durdu kaçmadan
Bunu yazdılar olmadı, bunu çizdiler olmadı
Birileri gözü kapar korkudan ve payını alır bu pis pastadan
Bunu yazsak olmazdı, bunu çizsek olmaz
Dedim koyver, havalan sen at flow
Hem sevmez ahali ve bi de hep ciddi olmuyor
Dedim koyver havalan sen at flow
Hem sevmez ahali ve bi de hep solo bu olmuyor
Bir akıllı ben mi? Bana n’oluyor? Ve de harbi salla
Lay lay lom…

Dolar ve Euro kokar soluğu
İnsanlar arası uçurumlar oluşur
Herkes bir şey der, en çok o konuşur
Peşkeş çekilen emek tanker dolusu
Karakterini sıfırladın mı oğlum?
Manitalar akar her daim şahsiyete doğru
Kime göre, neye göre, iyi ya da kötü
Parayı basınca uygun yere açılır önün
Telafisi yoktur bazı hataların
Her şeye rağmen ıhı göz yummaktır
Arşa kafa tutma yanımdasın artık
Kader ağlarını örse bile onu yırtmaktır
Ayaz gibi Peyk’le çökeriz geceye
Kekeler acemi anlamsız heceye
Bu yolu sensiz yürümem sen nereye
Laylaylom gelir şimdi ya da seneye

Birileri satar yanmaz kefen
Hepsi esnaftır satsın yesin
Bu dünyada hiçsin, ötekini dener
Paraları gömer buna, yine vermez aça
Şimdi ben, bu birileri için
Şarkı yazsam ne ki yavrum kimin şeyindeki
O yüzden, at flow, harbiden
Lay lay lom…

Yukarıdaki sözler Peyk’in, albümüne de adını veren “Lay Lay Lom” şarkısına ait. Lay Lay Lom’un müziği ayrı güzel; sözleri zaten yukarıda, en son “Lay Lay Lom” diyorsun işte. Tabii bu şarkıyı ararken ve “Lay Lay Lom” ifadesini kullanırken devamında “… galiba sana göre sevmeler, hopa şinanay galiba sana göre sevilmeler” çalınabilir kulağınıza, onun müsebbibi ben değilim. “Dolar ve Euro” ile başlayan bölümde Rapçi Fuat’ın devreye girdiğini belirtelim.

Fuat’la hikayesini 24 Haziran Birgün Pazar röportajında şöyle anlatmış İrfan Alış: “Fuat’la yolda karşılaştık. Sarıldık öyle. Köleler ve Kilitler’i çok sevmiş. ‘Abi elinize sağlık’ dedi gözleri buğuluydu. Öyle tanıştık. Tertemiz biri o. İlk bakışta anladım. Çocuk gibi temiz ruhlu. Müzisyen olarak da zaten Hassicktir ve Batı Berlin’den beri takip eder, severdim. Onu düşünerek son kıtayı yazdım. Ve ayrıca ona da bir bölümü bu şarkıya yazmak isteyip istemediğini sordum. O da ‘seve seve’ dedi. Sıfır kapris adam. Geldi o gün stüdyoya, elinde kartonlara yazılmış şarkı sözleri. Girdi yardırdı. Son kıtada tekrar ‘lay lay lom’a dönüyoruz. O kıtayı ona göre yazmıştım. Nasıl olacağını sordu. Ben de aynen onun ‘Batı Berlin’ şarkısında söylediği şekilde taklidini yaparak söyledim. Güldük. İçeri girdi önce yazdığı sözleri söyledi. Yardırdı adam. Ve sonra çıktı, ‘Oldu mu?’ diye sordu bize. Dedim abi ‘Şaka mı yapıyorsun? Yardın bizi.’ Dinledik ve sonra sevindik güzel bir şarkı yaptığımız için”.

Yeri gelmişken “Köleler ve Kilitler” şarkısını ve Fuat’ın Ceza ve Funky C ile “Pardon” filmi için yaptığı şarkıyı da tavsiye edelim. E hazır demişken Pardon’u izlemeyen izlesin, izleyen bir daha izlesin, Bülent Kayabaş’ı da saygıyla ansın (çok severdim).

Peyk’in yeni albümü çıktı. İlk kez denk geleniniz varsa youtube size yardımcı olur. Bu dördüncü albümleri. “Denizdeyim” şarkısı defalarca dinlenesi. Yunan Halk şarkısı “To Minore Tis Avgis”in Türkçe versiyonu olan “Uyan” şarkısı da öyle. Uyan’ı, Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinin Balcana köyünden ataları Evasiye ve Korti için söylemiş İrfan Alış. Bu konuda ayrıntı isteyen buraya tıklayabilir.

Ülkede zaten güzel gelişmelere rastlayamıyoruz, “Lay Lay Lom” diyerek başlayın, sonra da diğer şarkılarına dalın Peyk’in, ben öyle yapıyorum.

Hem belki ben de şarkı sözleri yazıp öyle para kazanmaya bakarım, avukatlık için ruhsat gerekmeyebilir yakında, aç kalırım.

Neyse, başa dönelim, ne diyorduk: Lay Lay Lom !

13 Haziran 2018 Çarşamba

Road to World Cup



Dünya kupaları güzeldir; futbolda olduğu kadar, futbolseverlerde de bir döneme tanıklık eder.

1994 Dünya Kupası’nda Roberto Baggio’dur aklıma tek gelen. Dünya kupalarına gerçek anlamda sirayetim ise 1998 yılına denk gelir.

1998 Zidane, 2002 “bir oluruz yolunda, hadi bastır gönüller coşsun”, 2006 yine Zidane (malum kafası), 2010 Vuvuzela, 2014 Almanya’nın 7-1’lik Brezilya galibiyetidir benim için.

1998’in bir döneminde Akçaabat Karayolları Lojmanlarında ilkokul yaz tatili, final maçının yakınımızın sünnet düğününe denk gelmesi (ben baba olsam çocuğumun sünnet düğününü dört yılda bir yapılan dünya kupası finaline denk getirmem), henüz tanıştığımız bilgisayarda “Fifa 98 - Road To World Cup” oyununu oynama, Blur’un “yii huu” şarkısı (canınız çeker diye şarkıyı koyuyorum aşağıya; yazıları e-posta ile okuyan aboneler videoları göremiyor, siteye girmeleri lazım, bilgilerine),


2002’de Giresun Yoma’da futbol, köfte, fındık bahçesi üçgeni (yine Fifa’nın “Dünya Kupası Özel” oyununu ve şutlarda ateş saçan abuk topları analım),

2006’da bir üniversite öğrencisinin ilk memleket tatili, Brezilyalı gençler gibi plaj futbolu,

2010’da üniversite mezuniyeti telaş ve heyecanı,

2014’te de meslekte birkaç yılın doldurulması, elin az biraz ekmek tutması.

2018’e de “yeni medeni hal”de birkaç yılın doldurulmasını ekleyelim yeri gelmişken.

2022, 2026 ve müteakip yılların hatırı sayılı değişiklikler getireceği muhakkak. Malum, dört yıl az buz değil.

Özetle dünya kupaları, bu yukarıda saydıklarım; akılda kalan enstantane veya oyuncular ile hayatınızın bir dönemidir.

Üçüncü olarak dünya kupaları Panini’dir, çıkartmalarla Panini Dünya Kupası Albümünü tamamlamaya çalışmaktır, arkadaşına fazla çıkartmalarını vermelerindir, ondan fazla çıkartmalar beklemendir, “sende çıktı mı lan Griezmann”dır, “arkadaş ne Matuidi’ymiş her pakette çıkıyor şerefsiz”dir. Ve tabii ki, ilerleyen yaşına rağmen Panini’nden utanmamaktır (gerçi yalan yok, geçen hafta akranlarımla dolu D&R kuyruğunda bir kutu Panini çıkartmasını gizlemeye çalışmış olabilirim: “ne yani, yeğenime alamaz mıyım”).

Dördüncü olarak dünya kupaları, kupalara özel üretilmiş toplardır. Bu seneki “düşük çözünürlüklü görünümlü” Telstar 2018 epey hoşuma gitti (yazının fotoğrafında gördüğünüz top). “Telstar” da dekoder ismi değil mi bu arada?

İlk cümleme döneyim, “dünya kupaları güzeldir”. 2018 güzel maçlara sahne olsun.

Not: Tamam dünya kupaları, anılar, Panini’ler iyi de, Hollandasız İtalyasız kupa mı olur lan?

İyi seyirler…

2 Haziran 2018 Cumartesi

Haziran Güneşi



Nasıl ki Hicri Takvime göre on bir ayın sultanının ramazan olduğu söyleniyorsa, Miladi Takvime göre “sultan ay” hazirandır benim nezdimde. Tabii benim nezdim ne kadar önemli, o ayrı konu.

Haziranın sultan olması; okulların tatile girmesi, yazın başlaması, gündüzlerin uzunluğu, Dünya/Avrupa kupalarının başlaması gibi nedenlerle olabilir. Bundan beş yıl önce Gezi dönemi de, haziran aylarını ayrıca güzelleştiren ve önemlileştiren bir hadise tabii.

Bu senenin Haziranı ise bir başka önemli. Önce Aziz Yıldırım - Ali Koç seçimi olacak, ay sonunda da milletvekilleri ve cumhurbaşkanı seçilecek.

Cumhurbaşkanı adayları şimdilik mühim değil; derdimiz, 20 yıldır koltuğa zamk gibi yapışan ve 20 yılda takımı 6 sene şampiyonluk gören bir başkanın gidip gitmeyeceği.

Kendisi oy beklerken FETÖ ile mücadele, “Fenerbahçe için” yatma, cumhuriyetin kalesi olma başarılarını anlatadursun; Ali Koç altyapıdan, ekonomiden, scouttan, vizyondan bahsedip huzur vadediyor. Tabii bir yandan da FETÖ’cü ilan ediliyor. FETÖ ile “mücadele eden” birine karşı aday olursanız, FETÖ’cü olursunuz tabii. Televizyonda kendisini görmeye tahammül edemediğimiz, “haaa, hooo” türü vurgularından bıktığımız, tehditlerinden usandığımız, her şeyi bildiğini iddia eden başkanın miadı çoktan doldu. Bundan sonra, yerine geçen her kim olursa önü açılmalıydı ki, Ali Koç başkanlık yapacak karizma ve vizyona sahip kişilerdendir, hatta belki de onların başında gelmektedir.

Öte yandan, Aziz Yıldırım’a “vefa borcu” olanlardan Yıldırım’a ciddi oylar gelecektir; meselenin bir şahsa vefa borcunun ötesinde, tuttuğu takımın başarılı olmasını isteyip istememesinden ibaret olduğu aşikardır. Onlar vefa borçlarını hobi olarak yine ödesin, Fenerbahçe’nin önünde gölge yapmasınlar.

3 Haziran Pazar günü Fenerbahçe kongre üyeleri ya yeni başkanlarını seçecek ya da Aziz Yıldırım istikrarından memnun olduklarını deklare edecek. İlk ihtimalde çubuklumu giyerim, ikinci ihtimalde kendilerine, FETÖ ile “mücadelelerinde” mutluluklar dilerim.

Haziranın İlk Pazarı’nın güneşli geçmesi dileğiyle…

Bir Fenerbahçeli

13 Mayıs 2018 Pazar

Bulamaç


“(…) yani bela ve musibet üzerinize geldiği zaman böyle durağana girmeyin (…) Saldırılar, tecavüzler karşısında iftiralar, tezvirler, tehcirler, tehditler karşısında dişini sıkıp sabretme fakat aktif sabır mutlaka bir yol yöntem oluşturmalı, alternatif yollar yöntemler oluşturmalı, inandığınız yolda yolunuza devam etmelisiniz. Durduğunuz zaman bir yönüyle telafi edemeyeceğiniz şeylerle karşı karşıya kalırsınız. İhtimal öyle yanlış bir sabır telakkisinde kaybetme ihtimali de vardır (…) Ve cennet kılıçların gölgesi altındadır. Yerinde onun hakkını böyle bir şeyle karşı karşıya kaldığınız zaman verdiğiniz zaman siz gazi olursanız cennete gidersiniz, şehit olursanız cennete gidersiniz”…

Fetullah Gülen, 4 Şubat 2016

“(…) kılıç her zaman gayrimeşru bir siyaset aracı mıdır? Zorbalar kılıç kullanır da, mazlumların kılıç kullanma hakları yok mu? (…) Öncelikle istenmediği halde savaş vuku bulursa, mesela Çanakkale’de olduğu gibi, sabredip kılıcın hakkını vermek lazımdır. Öyle bir şeyle karşı karşıya kaldığı zaman, hakkını veren mü’min hayatta kalırsa gazi olur, Cennet’e liyakat kazanır; şehit olursa da inşaallah doğrudan Cennet’e gider. Diğer taraftan, bu sayede düşman vesayet altına alınırsa ve onlar da karşılaştıkları mü’minlerden şöyle böyle alacaklarını alırlarsa, Cennet kapıları onlar için de aralanmış olur”…

Ali Bulaç, 6 Şubat 2016

Ali Bulaç’ın yazısında -Zaman Gazetesine erişim engellendiğinden içeriğini tam görememekle birlikte- cennet kelimesinin c’si büyük yazılmış gözüküyor. O kadar önemseniyor tabii cennet. Ali Bulaç da en az cennet kadar önemsenmiş ki, kendi mahallelerinden bu arkadaşı tahliye ettirmişler. Öte yandan, “sübliminal” mesaj verdikleri için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası (eski düzenlemede karşılığı idam biliyorsunuz) alanlar var ki, onlar aynı mahallede ikamet etmediklerine yansınlar.

Yine bir kısım sade vatandaş, Bank Asya’da hesabı olduğu için tutuklu kalmaya devam etsin; öte yandan, o Bank Asya’nın üst düzey yöneticisi SPK’ya başkan olsun.

Artık sistem şu: “benim Fetullahçım iyi, senin Fetullahçın kötü”.

FETÖ ile böyle mücadele edilir.

Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun…

18 Nisan 2018 Çarşamba

Milletin Makus Talihi



Metristepe, 1.4.1921

Saat 18.30’da Metristepe’den gördüğüm durum: Gündüzbey kuzeyinde sabahtan beri dayanan ve artçı olması muhtemel olan bir düşman müfrezesi, sağ kanat grubunun taarruzu ile düzensiz olarak çekiliyor. Yakından takip ediliyor. Hamidiye yönünde karşılaşma ve faaliyet yok. Bozöyük yanıyor. Düşman, binlerce ölüsüyle doldurduğu savaş meydanını silahlarımıza terk etmiştir.

Batı Cephesi Komutanı
İsmet

Ankara, 1.4.1921

İnönü Savaş Meydanında Metristepe’de
Batı Cephesi Komutanı ve Genel Kurmay
Başkanı İsmet Paşa’ya

Bütün dünya tarihinde, sizin İnönü Meydan Muharebelerinde üzerinize yüklendiğiniz görev kadar ağır bir görev yüklenmiş komutanlar pek azdır. Milletimizin istiklal ve varlığı, dahice idareniz altında görevlerini şerefle yapan komuta ve silah arkadaşlarınızın kalbine ve vatanseverliğine büyük bir güvenle dayanıyordu.

Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz. İstila altındaki talihsiz topraklarımızla birlikte bütün vatan, bugün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın istila hırsı, azminizin ve vatanseverliğinizin yalçın kayalarına başını çarparak paramparça oldu.

Adınızı tarihin şeref abidelerine yazan ve bütün millete size karşı sonsuz bir minnet ve şükran duygusu uyandıran büyük gaza ve zaferinizi tebrik ederken, üstünde durduğunuz tepenin size binlerce düşman ölüleriyle dolu bir şeref meydanı seyrettirdiği kadar, milletimiz ve kendiniz için yükseliş parıltılarıyla dolu bir geleceğin ufkuna da baktığını ve hâkim olduğunu söylemek isterim.

Büyük Millet Meclisi Başkanı
Mustafa Kemal

***

Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne

Zulüm ve zorbalık dünyasının en zalimce hücumlarına karşı yalnız ve şaşkın kalan milletimizin maddi ve manevi bütün kabiliyet ve kuvvetlerini ruhundaki ateşle toplayan ve harekete getiren Büyük Millet Meclisi’nin Başkanı Mustafa Kemal Paşa!

Kahraman askerlerimiz ve subaylarımız adına, askerlerimizle avcı hatlarında omuz omuza vuruşan tümen ve kolordu komutanları adına takdir ve tebriklerinize büyük bir iftiharla teşekkürlerimi arz ederim.

Batı Cephesi Komutanı İsmet

Ankara, 17.4.2018
(97 Yıl Sonra)

“İsmini anmayacağım, oradaki mevcut üniversitenin öğrenci sayısı fazla. Onu ikiye böleceğiz ve böylece kuracağımız Turgut Özal Üniversitesi ile Malatya iki ayrı üniversiteye sahip olacak”.

***

Üzerine çizgi çekilen bir Osmanlı İmparatorluğu’ndan; bağımsızlığı şiar edinmiş, cumhuriyeti kurmuş, yurttaşına haklar vermiş, eğitim vermiş, fabrikalar kurmuş bir topluluğun zaferidir Kurtuluş Savaşı. İsmini anmadığı da, o zaferin en önemli mimarlarındandır.

Eski suç ortakları ile sözde mücadeleyi “İkinci Kurtuluş Savaşı” olarak nitelendirme cüretini gösterenler, pek tabii ki esas Kurtuluş Savaşı’na ve cumhuriyet kurucularına itibar etmezler; zira “bir şeyi yıkan, o şeyi yapanı sevmez”.

Şimdi de nedense “erken seçim” istedi, hem de çok erken seçim, baskın seçim, acele seçim, panik seçim, ne derseniz. Durumlar kötü herhalde. Neyse, bugünler de geçecek, milletin makus talihi yine yenilecek.

İsmini anmayacağım, tarihte kötü bir anı olarak kalacak; ismini anmayacağı, kurtuluş döneminin kahramanı olarak anılmaya devam edecek.

O kadar!

14 Nisan 2018 Cumartesi

Verilen, İstenen, Çözüm



İlkokulda matematik problemlerini çözerken bir yöntem izlerdik. Önce problemde bizlere verilen bilgileri bir tarafta toplar, sonra bizden isteneni saptar, en son da bu bilgiler ışığında isteneni analiz etmeye, problemi çözmeye başlardık. Bu üç basamak “verilen”, “istenen” ve “çözüm” olarak adlandırılırdı.

Tabii “analiz”, “saptama” vs. yazıyorum da, bunlar atla deve değil sonuçta. Sonuçta A şehri ile B şehri arasındaki 100 km’lik mesafenin nesini analiz edeceğiz? Ama o dönem için önemliydi bu matematiksel problemler.

Şimdi de, çok önemli olmasa bile bir problemle karşı karşıyayız. Bir konuda; önce verilen bilgiyi açıklayacak, bu bilgi sonucunda bizlerden isteneni saptayacak, bu problemi çözmeden önce “kendimizi tutamayarak” kısa bir açıklama yapacak, problemin çözümü için önerimize yer verecek ve bu problemi kimlerin çözebileceğini belirteceğiz.

Verilen
Konya Milli Eğitim Müdürlüğü’nün “gençlik ve inanç” konulu çalıştayında, imam hatip öğrencilerinin dini bilgilerdeki tutarsızlıklar nedeniyle deizme kaydığı ve ders materyallerinin çocuklara uygun olmadığı sonucuna ulaşıldı.

İstenen
Diyanet İleri Başkanı Ali Erbaş bu konu ile ilgili yaptığı açıklamada; “Biz peygamberimiz için canını ortaya koyan çocuklarız. Böyle bir şey olabilir mi? Biz her gün Ayet-el Kürsi’yi okuyan bir milletiz. Ayet-el Kürsi deizmi kökten reddeden bir anlayışı ortaya koyuyor. Bizim milletimizin hiçbir ferdi böyle sapık, batıl bir anlayışa asla prim vermez. Milletimize, gençlerimize kimse iftira atmasın. Benim bu tanımımdan sonra hiçbir gencimizin ve insanımızın sapık ve batıl felsefi bir düşüncenin peşinden gidecek kadar buna itibar edeceğini zannetmiyorum. Siz bir Müslüman gence, ‘Peygamberi inkar eden bir düşünceyi niye kabul ediyorsunuz?’ dediğinizde ‘Böyle miymiş, deizmin anlamı bu muymuş?’ diyeceğini görürsünüz, rastlarsınız. Onun için açık konuşsunlar. Deizmin ne olduğunu milletimize anlatsınlar.” ifadelerini kullandı.

Çözümden Önce Not
Lan zaten gençler dinleri reddedince Ayet-el Kürsi’yi de reddetmiş oluyor. “Ayet-el Kürsi deizmi reddediyor, o nedenle deizm mantıksız” mı diyecek gençler? Ali Erbaş gibiler yüzünden gençler deizme kaydığı için kendisinin “benim bu tanımımdan sonra” açıklamasını da abuk buluyor ve Ali Erbaş’ın bir inançla ilgili “sapık, batıl” ibareleri geçen açıklamaları karşısında çözüm önerisinde bulunuyorum.

Çözüm
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi: “(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”.

Çözecek Olan
Hakim, savcı amcalar, teyzeler.

1 Nisan 2018 Pazar

Sana Dün Bir Vapurdan Baktım Aziz İstanbul

Pazar günleri hayranlıkla izlediğimiz Bob Ross’un tablosu bitmek üzereyken “belki burada … vardır” deyişi ile yaptığı bir ilave, biz o sırada “pazar pidesi” yiyen insanlara bir an “ulan içine ettin tablonun” dedirtse de, 1-2 dakika sonra tablo kusursuza yakın şekilde tamamlanır ve o ilk itirazımızın yersiz olduğunu anlardık, “ulan içine ettin”lerimiz de yutkunmalarla son bulurdu.

Aşağıda gördüğünüz yapılar da, vapurdan şehre bakarken, aklıma nedense Bob Ross’un ilk dokunuşunu getirdi. Bunun farkı, sonu daha da kötüye gidecek örneklerini oluşturmaya devam etmesiydi. Öyle ki, İstanbul’un silüetini bozan yeni yapıların görüntüsünden değil; yeni yapıların görüntüsünü ve insicamını bozan İstanbul siluetinden şikayet eder olduk. Devlet “büyüklerimiz”, inşaat sektörünün dünyada 1 numara olduğundan bahsetmeyi ve “inşaat ya resulullah” demeyi sürdürsün; bizler top toprak içinde, yeni bir şehre ve ülkeye alışmaya başladık bile.

Müsait bir zamanınızda Taksim Meydanı’na gidin, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) ile Taksim Meydanı’na “taksim” adını veren su deposunun olduğu yerin tam ortasında, The Marmara’nın (“the” neyse) hizasında durun. Dönün bir yıkılmış AKM’ye, bir de su deposunun olduğu yerde inşa edilen cami inşaatına bakın; bir de buraların eski hallerini düşünün. Yeni Türkiye, durduğunuz o noktada ve gördüğünüz yeni manzarada saklı.

 

“(…) Taksim Meydanı’na girdik

Böyle bir İstanbul gördük”

Dizeleri bize başka bir acıyı anlatır ama; bu dizeler aynı zamanda bir şehrin çöküşünü anlatan başka bir acıyı resmetmekte.

AKM ile ilgili söylenen “İstediğiniz kadar bağırın çatlayın patlayın yıktık” cümlesi ise sadece bir cümle, fazlası değil. Yoruma ve kendimizi bu cümle ile yormaya gerek yok.

Devekuşu Kabare’nin 30 yıl önce oynanan “Deliler” oyununda geçen ve bizleri “güldürürken düşündüren” meşhur AKM parodisi güldürmeyi bıraktı, “düşünenler” de düşüncelerini bu İstanbul’la yeterince ifade etti. Duyumlar şu yönde, “inşaat sektörü patlamakta” imiş. Türkiye çirkinliğiyle patlamış, ceplerini dolduran doldurmuş zaten, inşaat sektörü patlasa ne olur?

Dünyanın sembol şehirlerine 10 yıl, 20 yıl sonra gidin, hafızanız ve yön kabiliyetiniz iyiyse elinizle koymuş gibi bulursunuz şehrin önemli yerlerini, parklarını, lokantalarını. 1 sene sonra bir de İstanbul’a gidin bakalım, yolunuzu bulabilecek misiniz?

Yazının sonuna, Münir Nurettin Selçuk üstadın bestelediği, Yahya Kemal Beyatlı’nın “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” eserini ekliyorum. İcracı Münip Utandı. Peki ya devletimiz?