4 Mart 2017 Cumartesi

Yargılamanın Yenilenmesi Başvurularında Yeni Moda: Hakim/Savcı İhraçları

(Yazı, Hukuk Defterleri” dergisinin 2017 Mayıs - Haziran sayısında yayımlanmıştır)

Siyasi ve toplumsal gelişmelere göre kanunlarda yapılan değişiklikler ülkemizde olağanlaştığı gibi, bireylerin hak arama yollarının da bu gelişmelere göre şekillendiği görülüyor.

Son dönemlerde akla ilk gelen başvuru, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. ve devamı maddelerinde tanımlanan, kesinleşmiş kararlara karşı başvurulması nedeni ile bir olağanüstü kanun yolu olarak düzenlenen hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesidir.

Her türlü hukukilik denetiminden geçtiği düşünülen kararlara karşı dosyanın yeniden görülmesi doğal olarak istisnai şartlara bağlıdır. Bu şartlara CMK m.311/1’de bentler halinde yer verilmiştir. Özetle; Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından hak ihlali tespit edilmesi, belge sahteliği, yalan tanıklık veya bilirkişilik, hakimin suçluluk derecesinde kusuru, yeni olay/delilin ortaya çıkması CMK m.311 müessesesine konu edilebilir. Bu olgular başlı başına yargılamanın yenilenmesi için yeterli olmayıp, mahkumiyet hükmünü etkileyecek, davanın seyrini değiştirecek kabiliyette olmalıdır.

Peki, yargılamanın yenilenmesi başvurularına konu edilen, (son dönem tabiriyle) FETÖ’cü hakim, savcı ihraçları konumuzun neresindedir? Sözgelimi, dosyaya bakan hakimlerin, dosyadan elini çektikten ve dosya kesinleştikten sonra FETÖ’cü olduğu iddiası ile açığa alınması, meslekten ihraç edilmesi ve/veya tutuklanması, bizatihi yargılamanın yenilenmesi başvurusuna dayanak teşkil edebilir mi? Bu soruların cevapları için CMK m.311/1’in (c) ve (e) bentlerine bakmak gerekir[1].

Bir habere göre[2]; hakkında verilen hapis cezası kesinleşen hükümlünün, kendisine mahkumiyet kararı veren hakimin 15 Temmuz’dan sonra tutuklandığını gerekçe göstererek CMK m.311/1-c uyarınca yaptığı infazın durdurulması ve yargılamanın yenilenmesi başvurusunun Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Mahkeme kararında ise şu ifadeler yer alıyor: “15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrası silahlı terör örgütüne mensubiyet (haberde 'mahsubiyet' ifadesi kullanılmış) iddiası ile hükümlünün yargılandığı dava dosyasında yargılama aşamasında hükme tesir eden yargı mensuplarının görevinden alınarak bir kısmının tutuklanmış olması durumunun, hükümlünün vicdanında oluşturduğu gibi umumun vicdanında da adalete olan güveni sarstığı, Türk milleti adına bağımsız karar veren mahkemelerin ve yargı mensuplarının itibarlarının kazanılmasının yine yargı mensuplarının yapacağı işlemler ile sağlanabileceği gözetilerek ve yeniden yapılacak bir yargılama ile hükümlünün ve toplumun nazarında adalete olan teveccühün arttırılacağı, neticede çıkabilecek her türlü kararın aynı nazarda daha makbul olacağı göz önünde bulundurularak, hükümlünün talebinin kabulü ile infazın durdurulmasına, CMK’nın 311/1-c maddesi (haberde CMK m.3/1-c ifadesi kullanılmış) gereğince yargılamanın yenilenmesine ilişkin karar verilmiştir”.

Haberin sonunda bir de hukuki görüş var. Buna göre; “Karar vermiş olan hakimin FETÖ soruşturmasında tutuklanmış olmasının, daha önce vermiş olduğu mahkumiyet hükümlerini güvenilir olmaktan çıkaracağı açıktır. Hüküm giymemiş olsa bile soruşturmaya konu olmuş bütün hakimlerin vermiş olduğu kararların gözden geçirilmesi adalete olan güveni yeniden tesis edebilir”.

Uzatmadan söyleyelim; hakimin FETÖ’cü olmasını ve/veya bir nedenle açığa alınmasını bizatihi, CMK m.311/1-c kapsamında hakimin hükümlünün mahkumiyetini gerektirecek biçimde “görevlerini yapmada kusurlu hareket etmesi” olarak yorumlamak isabetli değildir; zira yeniden yargılama için hakim hakkında ceza kovuşturması gerektiren veya hakimin mahkumiyetini gerektiren eylem ile karar verdiği dosya arasında illiyet bağı olması gerekir. Örneğin hakimin, şikayetçiden aldığı rüşvet karşılığında sanığa mahkumiyet kararı vermesi durumunda CMK m.311/1-c hükmü tatbik alanı bulacaktır.

Yine, lehine yeniden yargılama kararı verilen Emekli Albay Ahmet Zeki Üçok, Hürriyet gazetesinde verdiği demeçte[3]; “FETÖ’nün kumpas davalarını kamuoyunda herkes biliyor. Ancak bunların dışında milyonlarca insanla ilgili karar verdiler. Sivil yargıda 7 bin hakim FETÖ’den meslekten atıldı. Sanki o davalarda çok adil karar vermişler gibi... Sadece adli yargıda 1 milyon 100 bin davada FETÖ’den meslekten ihraç edilen 7 bin hakimin imzası var. Mahkemelerin bu kararları yeniden ele almaları gerekir. Bu dosyalar kapsamında tutuklu bulunanlar seri şekilde tahliye edilmeli.” ifadelerini kullanmıştır.

Demece konu habere göre Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, FETÖ ihraçlarını “yeni delil” saymıştır. Ancak karar veren hakimin FETÖ’cü olduğu iddiasında esas olan, bu durumun “hakimin karar verdiği dosya yönünden” yeni delil veya yeni olay teşkil edip etmemesidir. Sırf mahkumiyet kararı veren hakimin FETÖ’cü olmasını, sözgelimi, alt komşusunu tehditten mahkumiyet kararı alan apartman sakininin dosyasında yeni olay sayarak davanın yeniden incelenmesinin kabul edilebilir yanı yoktur.

Tozlu raflarda bekleyen, (demece göre) 1 milyon 100 bin dosyanın sırf dosyaya bakan hakimler/savcıların FETÖ’cü olduğu iddia edildiği için ister CMK m.311/1-c ve ister CMK m.311/1-e açısından olsun, yeniden ele alınması isabetli olmayıp; “siz o dönem Türk Milleti adına değil, FETÖ adına karar veriyordunuz, tüm dosyalarınızı inceleyelim” gerekçesinin kanuni ve mantıklı hiçbir tutar yanı yoktur.

Mesele yargıçların o dönem “Türk Milleti adına” karar vermemesi ve yargının bağımsız olmamasıysa; bu anlayışla, şimdi (veya bundan 10-20 yıl sonra) görev yapan hakimlerin bir kısmı için bundan yıllar sonra “siz Türk Milleti adına değil, şu görüş veya siyasi parti adına karar vermiştiniz” diyerek kararlarını yeniden incelemeye tabi tutmak da mümkün hale gelebilecek, bu durumda yargı kararları uygulanamaz hale gelecektir. Yargı bağımsızlığı ülkemizde yıllardır tartışılan bir konudur.

Özetle; sanığın mahkumiyetine karar veren asliye ceza hakiminin FETÖ’den açığa alınması, dosya ağır ceza mahkemesi tarafından görülmüşse, mahkumiyet kararını onayan heyeti oluşturan hakimlerin bir kısmının FETÖ’den soruşturulması veya kovuşturulması, sanık hakkında iddianame düzenleyen veya sanık aleyhine esas hakkında mütalaa veren savcının FETÖ’nün “bölge imamı” olması belki hükümlüler nezdinde yeni bir hukuki fırsat olarak görülebilir; ancak tüm bu gelişmelerin yargılamanın yenilenmesine konu edilebilmesi için CMK m.311 kapsamında bir karşılığının olması gerekir.

Nitekim İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, bir örgüt dosyasında verdiği 14.02.2017 tarihli karar ile yargılamanın yenilenmesi talebini reddetmiş; gerekçe olarak, karar ile kusurlu eylem arasında illiyet bağı bulunmamasını göstermiştir. Karara göre; "Çeşitli nedenlerle disiplin cezası alan, görevden uzaklaştırılan, meslekten ihraç edilen veya hakkında ceza soruşturması ya da kovuşturması başlatılan hakim ve savcıların baktıkları davalar ile verdikleri tüm yargı kararlarının otomatik olarak şüpheli ve hukuka aykırı sayılması ya da yok kabul edilmesi mümkün değildir.

Kesinleşmiş bir kararın yeniden yargılama nedeni olarak kabul edilmesi için hakkında adli ve idari soruşturma yapılan hakim veya savcının yargısal olarak katılıp karar verdiği davalar ile kusurlu eylemleri arasında illiyet bağı bulunması gerekir".

Bununla birlikte, özel yetkili savcılık ve mahkemeler döneminde yapılan hak ihlallerinin Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde tespiti, CMK m.311/1-f uyarınca yargılamanın yenilenmesine konu edilebilir; yazıya konu örneklerin ise hukuka uygun tarafı bulunmamaktadır.

Ayrıca, dosyanın Yargıtay veya bölge adliye mahkemelerinde bulunup kesinleşmediği durumda CMK m.311’in tatbik alanı bulamayacağı açıktır. Bu “izahtan vareste” bilgiye yer vermemin nedeni; bir sanık müdafiinin, temyiz başvurusuna, kararı veren yerel mahkeme hakiminin FETÖ’den ihracını konu etmesi ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin, 23.01.2017 tarihli, 2016/6878 E., 2017/506 K. sayılı kararında, CMK m.311/1’e göre ancak kesinleşmiş kararlara karşı yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulabileceğini ve kararın da henüz kesinleşmediğini hatırlatmasıdır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi; kararında CMK m.311’nin usul şartlarının bulunmadığını ifade etmiş, FETÖ iddiası ile meslekten ihraç edilen hakimin verdiği kararı hukuka uygun bularak onamıştır.



[1] CMK m.311/1: “Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hallerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür: (…)
c) Hükme katılmış olan hakimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkumiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise. (…)
e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkum edilmesini gerektirecek nitelikte olursa”.

25 Şubat 2017 Cumartesi

Dersimiz Müzik

Aşağıda bazı şarkı ve marşlarla ilgili sorular var. Bu eserlerden bir cümleye yer vereceğiz, gerisini senin getirmeni isteyeceğiz. Ona göre de değerlendirme yapacağız.

Soru 1: Arkası gelmez dertlerimin, bıktım illallah…
a) Bize de bir gün kader güler, güler inşallah.
b) Biri biterken öbürü de başlar, vermesin Allah.
c) Yok mu çaresi dostlar fesuphanallah.
d) Ay ay.

Soru 2: Ah bu hayat çekilmez…
a) Ah bu çile çekilmez, sen olmazsan canım, ah bu çile çekilmez.
b) Ah bu hayat çekilmez. sen olmazsan canım, ah bu çile çekilmez.
c) Ah bu çile çekilmez, sen olmazsan canım, ah bu hayat çekilmez.
d) Ah bu canım çekilmez, sen olmazsan hayat, ah bu çile çekilmez.

Soru 3: Öpmek isterdim…
a) Gözlerini, ellerini canım, göz bebeğini.
b) Ellerini, gözlerini canım, göz bebeğini.
c) Gözlerini, gözlerini canım, göz bebeğini.
d) Gözlerini, ellerini canım, el bebeğini.

Soru 4: İzmir’in dağlarında çiçekler açar…
a) Yaşa Mustafa Kemal Paşa, adın yazılacak mücevher taşa.
b) Altın güneş orda sırmalar saçar.
c) Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar.
d) Şehit olanları deftere yazdım.

Soru 5: Kalpleri fetheden renkler Yaşa Fenerbahçe…
a) Ne mutlu seni sevene Yaşa Fenerbahçe.
b) Türk’ün kalbi sende atar Yaşa Fenerbahçe.
c) Mazinde bir tarih yatar Yaşa Fenerbahçe.
d) Rakip takıma krampon toplatırlar.

A’lar çoğunluktaysa: Şarkıları marşları hep başkalarından dinlemişsin, “bu insanlar bunları söylüyor ama, doğrusu ne acaba” diye sormak kısmet ya da mümkün olmamış. Olsun, en azından bunlar hakkında fikrin var, buna da şükür.
B’ler çoğunluktaysa: Bu konularda bayağı iyisin, tüm cevapların B şıkkı ise insansın, ilk 4 cevabın B şıkkı ise Galatasaraylı bir insansın.
C’ler çoğunluktaysa: Ya bu şarkılar marşlar senin için hiçbir anlam ifade etmiyor, bazılarını ilk kez duydun ya da Türkiye’de hiç yaşamadın, gurbetçisin ve orada Türk radyo ve televizyonları ile alakan yok.
D’ler çoğunluktaysa: Ya benimle dalga geçiyorsun ya da… Neyse…

12 Şubat 2017 Pazar

İstikrar


Aslında söyleyeceklerimi “Sorarlar” başlıklı yazımda söyledim. Bu yazı da esaslı bir evet - hayır yazısı olmayacak, birkaç kelam edeceğim o kadar.

“‘Hayır'da hayır vardır’ benzeri tekerlemeler, bu referandum kampanyasının düzeyini düşürmekten başka bir işe yaramayacaktır. Çünkü bu referandumda Evet çıkması ile Türkiye normal gündemine dönecek, hem siyasi hem de ekonomik istikrar daha güçlenecektir. Yani Hayır'da hayırsızlık olması ihtimali daha fazladır.” diyor ünlü Türk büyüğü Mehmet Barlas.

“Çoluk çocuğa karışmak için evet”, “ülkemi sevdiğim için evet” sloganları, “hayır dediği için dinden çıkan şeytan” karikatürü, “dinimizle imanımızla vatanımızla milletimizle bayrağımızla sancağımızla amirimizle memurumuzla küçüğümüzle büyüğümüzle bir ömür boyu gönülden Allaaaahhhhhh diyen kullarına bir ömür evet demeyi nasip eyle ya Rabbi” duaları hiç ilgilendirmiyor tabii onu, “bu ülkeyi bölmek parçalamak isteyenler hayır diyor, o nedenle evet deyin” diyen büyüklerimize de değinmiyor Mehmet Amca. İstikrar için Anayasa değişikliğine evet diyor.

Anayasa değişikliğini istikrar üzerinden yorumlayan tek millet biziz herhalde. Veya “adamlar havaalanları, yollar, köprüler yaptı, Anayasa değişikliğine neden karşı gelelim ki” düşüncesi başka millette yoktur. Neyse, madem istikrar için evet diyeceğiz; biraz açalım bunu.

“Aynı kararda, biçimde sürme, kararlılık, stabilizasyon” anlamlarına geliyor istikrar.

Ülke, on beş yıl istikrarlı bir şekilde idare edildi. Cehalet bu on beş yılda baş tacı edildi, bilgisizlik ve bilmemişlik övüldü. “Bizde Allah korkusu var” düşüncesinden hareketle din sömürüldü, yurttaşlarımız da “en azından alınları secdeye değiyor” diye onlara oy verdi. Tıpkı oy verilenlerin, alnı secdeye değiyor diye bir dönem bir yapıya ülkeyi emanet etmesi gibi.

Yine istikrar için “evet” denilmesi isteniyor. Dış politikanın, HSYK’nin (yeni adıyla HSK’nin), cemaatlerin, hakim ve savcıların, kanunların, bakanların, hatta başbakanların “istikrarlı ve tutarlı şekilde” idare edilmesi gibi…

Yargı bağımsızlığı için 2010’da evet dedi yurttaşlarımız. İktidar yedi yılda yargı bağımsızlığını sağlayamamış olacak ki, yine yargı bağımsızlığı için 2017’de evet istiyor. Ortada ya beceriksizlik var, ya da açık bir yalan. Bir açıdan bakarsak istikrar burada da var aslında; sürekli yargı bağımsızlığından bahsedip oy alarak ve Anayasayı değiştirerek, yargıda bağımsızlığı sağlayamama istikrarı. Diğer açıdan bakarsak da yalanın istikrarı.

Türk parası gittikçe değer kaybediyor, bazen yumuşak, bazen sert şekilde. Bazen 1 ileri, bazen 10 geri, ama genele baktığınızda net şekilde geri. Burada da bir istikrar var.

Cezaevlerine giren - cezaevlerinden çıkan insan sayısında da artış var. Girenler zaten fazla, bununla birlikte çıkanlar da fazla; girenlere yer açmak için “örtülü af”la çıkarılıyorlar. Burada da bir istikrar mevcut.

Muhaliflere bakışta da istikrar olduğu bir gerçek. Biraz daha şiddetli hal aldı yalnız. Muhalif sayısı çoğaldı çünkü, daha sert bastırmak gerekiyor. Özgürlükler için oy verenler artık “terörist” oldu; okullarından, öğrencilerinden ayrılmak durumunda kaldı. Sözde özgürlükçüler, “iyiyken iyi dedik onlara, kötüyken kötü diyoruz, ne var yani” ile sıyrılmaya çalıştı işin içinden. Bu iyiyken iyi, kötüyken kötücülerin büyük çoğunluğu şu an cezaevinde. Muhtemelen onlar da “güçlü Türkiye ve istikrar için evet” sloganını benimseyecekler; yine ülkeyi değil kendilerini, tahliyelerini düşünecekler. 2010 Referandumu yetmez ama evetti onlar için; 2017 Referandumu ise “bittik ve evet” olacaktır.

İstikrara örnek çok. Şimdilik bunlarla yetinelim, OHAL’imize bakalım. OHAL kanun hükmünde kararnameleri, OHAL’in konusuna giren meseleler için çıkarılır, yani sizi OHAL’e götüren sebepleri bertaraf için OHAL KHK’leri çıkarırsınız. Ama bizde öyle olmadı. Genel kanunlarımızın maddeleri bile OHAL KHK’leri ile değiştiriliyor, hükümlülerin yatar hesabı, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri OHAL KHK’leri ile dizayn ediliyor. Kış lastiği bile OHAL KHK’sine konu, tanklarda yaz lastiği vardı çünkü.

OHAL KHK’leri ile akademisyen ihraçları ayrı trajedi, cübbe çiğneme ise dindar ve kindar nesil koruyucusu polislerimizin gurur tablosu. Bilimi anlatan cübbe ile şiddeti anlatan polis copu karşı karşıya. Mesaj şu: “Cop bilimden üstündür!”

Önceden; okuyanlara, araştıranlara, bilenlere kötü gözle bakılırdı, “alınları secdeye değmiyor” diye. Daha sonra “hainlerin çoğuna bakın, üniversite mezunu, neyse ki İmam Hatipliler öyle değil” cümlesi bakanlar tarafından kurulabildi, bu da bir dereceydi. Şimdi cübbeler çiğneniyor, “başka bir kanala geçildi” artık.

Fiziki ve manevi saldırıların meali şu: “Bizim bildiklerimiz bize yeter, ya Allah bismillah Allahu Ekber”…


Ne diyelim, Allah kabul etsin; ama orada da sorarlar…

13 Ocak 2017 Cuma

Her Gün Bir Cümle

Twitter’dan beni takip edenler bilir; bir gün, güzel “Türk büyüklerimizin” cümlelerini günbegün paylaşma kararı aldım. Bu kararı aldım ki söz uçsun, yazı kalsın; milletimiz bu Türk büyükleri ile gurur duysun. Bu büyüklerin ortak paydası; (yönetilen ister ülke, ister spor kulübü olsun) yönetimde olmaları, yönetmekte olmaları veya yönetenlerin yanında olmaları.

Kralların sözlerini de iletmeye çalıştım, kraldan çok kralcıların da. Zaten kraldan daha fenası, kraldan çok kralcılar değil midir? Aslında cümleleri kuran Türk büyüklerimiz de kıyısından köşesinden birbiri ile akraba sayılabilir.

Neyse, 6 Ekim 2016 tarihinden 12 Ocak 2017’ye kadar yazdığım bu cümlelerin büyük bir kısmı dönemine göre günceldir de. Bu cümleler; bir dönemi yansıtması, söz-eylem, doğru-yalan ilişkisini ve güç ile güçlü reaksiyonlarını göstermesi bakımından kanaatimce önemlidir (veya önemsizdir).

Esasında bu yazıyı kendim için yazdım. 6 Ekim 2016’dan itibaren 99 gün boyunca insanların ana sayfasını hangi saçmalıklarla işgal etmişim, toplu halde göreyim diye.

Not 1: 85. cümlede kullanılan “geçirecez” ibaresi bir tivitten alıntı olduğu için, kelimeye aynen yer verdim. Kullanıcısı da (sizden kıymetli olmasın) kıymetli bir amcamızdır, küçük oğlu da kanaat önderimizdir.

Not 2: Twitter hesabımda tüm harfler küçük yazıldığı için, burada da aynen yer verilmiştir. Saygısızlık olarak algılanmasın.

Afiyet olsun…

her gün bir cümle / cümle 1: dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz..
her gün bir cümle / cümle 2: ben ders almam, ders veririm..
her gün bir cümle / cümle 3: rabbim de, milletim de bizi affetsin..
her gün bir cümle / cümle 4: ne istediler de vermedik?
her gün bir cümle / cümle 5: biz bitti demeden bitmez..
her gün bir cümle / cümle 6: kimse sabrımızı test etmeye kalkmasın..
her gün bir cümle / cümle 7: ateist terörü diye bir şey duydunuz mu?
her gün bir cümle / cümle 8: şu anda evlerinde bizim zorla tuttuğumuz bu ülkenin en az yüzde ellisi var..
her gün bir cümle / cümle 9: kolomb'dan 314 sene önce, 1178'de müslüman denizciler amerika kıtasına ulaşmışlardı..
her gün bir cümle / cümle 10: twitter mwitter hepsinin kökünü kazıyacağız..
her gün bir cümle / cümle 11: ülkemizde öyle tipler var ki onların evlenmek filan gibi bi' dertleri yok..
her gün bir cümle / cümle 12: ben konuşursam herkes yanar..
her gün bir cümle / cümle 13: biz nadanı terk ettik, işte yâranı bulduk; yâran bur'da..
her gün bir cümle / cümle 14: allah aşkına, hangimizin veya hanginizin yaşam tarzına bu hükümet müdahale etmiştir?
her gün bir cümle / cümle 15: kömür ocaklarında, madenlerde bu olanları, lütfen buralarda hiç bu tür olaylar olmaz diye yorumlamayalım..
her gün bir cümle / cümle 16: fenerbahçeli olup aziz yıldırım düşmanlığı yapan ve dolayısıyla fenerbahçe'ye zarar veren hainler var..
her gün bir cümle / cümle 17: benim başörtülü kızlarıma, başörtülü bacılarıma saldırdılar..
her gün bir cümle / cümle 18: siz kalkıp da türkiye'den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz?
her gün bir cümle / cümle 19: ey baro başkanı, hani senin sözün çok dinleniyordu yav, alsaydın ya bir netice, niye alamadın?
her gün bir cümle / cümle 20: beni sokaktaki üç tane medyadaki şerefsiz ve ahlaksız gönderemez..
her gün bir cümle / cümle 21: gece gündüz içen, kafa kıyak dolaşan bir nesil istemiyoruz..
her gün bir cümle / cümle 22: kim ki bu mağduriyet edebiyatını yapanların yanında yer alıyorsa çok ciddi bir sıkıntı içindedir..
her gün bir cümle / cümle 23: devlete hainlik edenlerin çoğuna bakın üniversite mezunu..
her gün bir cümle / cümle 24: biliyorsunuz 10. yıl marşında filan bunlar geçer "demir ağlarla ördük" neyi ördün hiçbir şey örmüş değilsin..
her gün bir cümle / cümle 25: tencere tava, hep aynı hava..
her gün bir cümle / cümle 26: her türlü baskı, sindirme, hakaret; bu beylere, hanımlara haktır..
her gün bir cümle / cümle 27: rant olmadan da hayat olmaz yaa..
her gün bir cümle / cümle 28: bütün görüntüler elimizde ve cuma günü arkadaşlarımıza zaten bunları vereceğiz..
her gün bir cümle / cümle 29: kimse bu benim yakınımdır, şuyum buyumdur demesin; bunlara kim bulaşmışsa bu devletten kazımak durumundayız..
her gün bir cümle / cümle 30: ohal kararı, halkımızın gündelik hayatına değil, devletin düzenli ve hızlı işleyişine yöneliktir..
her gün bir cümle / cümle 31: lan bana anayasayı öğretme..
her gün bir cümle / cümle 32: merak etmeyin, ben sizin huzurunuzda ölecek kadar talihli biri değilim..
her gün bir cümle / cümle 33: ben diktatör olacağım, birisi kalkacak bana diktatör diyecek; onun vay haline..
her gün bir cümle / cümle 34: fethullahçı terör örgütünün yanında naziler çırak kalırlar, sadece ilkokul öğrencisi gibi kalırlar..
her gün bir cümle / cümle 35: bizler her gece yatağa başımızı koymadan önce nefis muhasebesi yapmanın mecburiyeti içerisindeyiz..
her gün bir cümle / cümle 36: ata'ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok..
her gün bir cümle / cümle 37: gelmiş burada bi' marka koymuşlar onun adına, o markayı binasına koyanların onu süratle kaldırması lazım..
her gün bir cümle / cümle 38: türkiye hiçbir dönemde bu kadar özgür, bu kadar huzurlu, bu kadar rahat bir dönemi yaşamamıştır..
her gün bir cümle / cümle 39: hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük, kendinden olmayanı düşman görme gibi hastalıklar adeta veba gibi yayılıyor..
her gün bir cümle / cümle 40: bu arada bir tanesi de, kimliğini bilmiyorum, üzerinde durma gereğini duymuyorum, kalp krizi sonucu ölmüş..
her gün bir cümle / cümle 41: bu fakiri, milleti muhatap görmüş; sen muhatap görsen ne yazar, muhatap görmesen ne yazar..
her gün bir cümle / cümle 42: sen kimsin ya?
her gün bir cümle / cümle 43: nasibinizi bulduktan sonra hemen kararınızı verin, çok seçici de olmayın..
her gün bir cümle / cümle 44: kuran'da atıyorum kardeşlik, nankörlük, bilmem ne diye search yap hepsi çıkıyor; oradan beğen salla gitsin..
her gün bir cümle / cümle 45: biz batının ilmini sanatını almadık, maalesef değerlerimize ters düşen ahlaksızlıklarını aldık..
her gün bir cümle / cümle 46: terbiyesiz herif, cumhurbaşkanı söylüyor hala içmeye devam ediyor..
her gün bir cümle / cümle 47: duayla himmetle galatasaray'ı ayağa kaldırmak lazım..
her gün bir cümle / cümle 48: bunlar cinsel istismar suçunu zorla işlemiş kişiler değil, ailelerin ve küçüğün de rızası ile yapılmış işler..
her gün bir cümle / cümle 49: biz geldik, esad kardeşimle oturduk, iki ülke arasındaki meseleleri konuştuk..
her gün bir cümle / cümle 50: bizde bir söz var, "dereyi geçerken at değiştirilmez"..
her gün bir cümle / cümle 51: doğruyu yapmaktan vazgeçerek milletin emrine uyuyoruz..
her gün bir cümle / cümle 52: şu aşamada bilerek dolar alan herkes haindir..
her gün bir cümle / cümle 53: öyle bırakmam onu..
her gün bir cümle / cümle 54: aynı evde beraber kalan flörtçülere de iki söz edin, hiç vicdanınız yok mu?
her gün bir cümle / cümle 55: ulan hepiniz ordaydınız be..
her gün bir cümle / cümle 56: kader sonuçta..
her gün bir cümle / cümle 57: artık eski türkiye yok, türkiye'nin ekonomisi güçlü, temelleri sağlam..
her gün bir cümle / cümle 58: faiz lobisi veyahut da dolara aşırı derecede yatırım yapanlar yaya kalabilirler..
her gün bir cümle / cümle 59: ne yazık ki israf ekonomisi almış başını gidiyor..
her gün bir cümle / cümle 60: beraber yürüdük biz bu yollarda..
her gün bir cümle / cümle 61: o gümrük birliği'nde de maalesef bize madik attılar; mal ve hizmetler serbest dolaşacaktı, üstüne yattılar..
her gün bir cümle / cümle 62: bu kafayla sittin sene iktidar olamazsınız..
her gün bir cümle / cümle 63: önemli olan boy değildir, soydur soy..
her gün bir cümle / cümle 64: annesiyle mannesiyle bir şeyimiz mi olmuş?
her gün bir cümle / cümle 65: ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır..
her gün bir cümle / cümle 66: halkıma ülkem adına, milletim adına gerçekten çok çok teşekkür ediyorum..
her gün bir cümle / cümle 67: bu kadar saf olmasın bu ülkenin insanları..
her gün bir cümle / cümle 68: türkiye'yi siyasi istikrara kavuşturacak, ülkemizin geleceğinin teminatı başkanlık sistemi hayırlı olsun..
her gün bir cümle / cümle 69: allah nasip ederse ben de şehit olurum inşallah, sizler de şehit olun..
her gün bir cümle / cümle 70: en kısa zamanda şam'a gidecek, s. eyyübi'nin kabrinde fatiha okuyacak, emevi camii'nde namazımızı kılacağız..
her gün bir cümle / cümle 71: derin devlet kötü bir şey değil..
her gün bir cümle / cümle 72: öyle tivitlerle mivitlerle bizlere yollama yapanlar bilsinler ki bunun bedelini her an ödeyeceklerdir..
her gün bir cümle / cümle 73: kahire bizim 82. vilayettir, şam 83, bağdat 84, mekke 85, medine 86, bu oyun bitti..
her gün bir cümle / cümle 74: bu saldırılarla, dağları delerek karadeniz'i akdeniz'e bağlayan otoyolları asla yapmamızı engelleyemezler..
her gün bir cümle / cümle 75: düşürmediğin uçağa niye düşürdüm diyorsun, "talimat verdim düşürdüm" denir mi ya, böyle bir şey var mı?
her gün bir cümle / cümle 76: biz siyasiler, ülkemizde işlenen cinayetlerden sorumluyuz..
her gün bir cümle / cümle 77: dışlanan anadolu insanı, cemaatin izlediği sağlıklı politikayla enerjisini doğru yere kanalize etti..
her gün bir cümle / cümle 78: hak yol islam yazacağız..
her gün bir cümle / cümle 79: geleneksel fıkıhımızda ışid'in bütün yaptıkları meşrudur..
her gün bir cümle / cümle 80: zaman zaman şehitlerimiz oluyor..
her gün bir cümle / cümle 81: özgür suriye ordusu, suriye'nin içerisindeki ılımlı muhaliflerin ta kendisidir..
her gün bir cümle / cümle 82: topunuz gelin..
her gün bir cümle / cümle 83: insanın bir rus uçağı daha düşüresi geliyor..
her gün bir cümle / cümle 84: cumhurbaşkanı yerine başkanı seçmiş olsaydık türkiye bugünkü kaosu yaşayacak mıydı?
her gün bir cümle / cümle 85: bağırta bağırta anayasayı geçirecez..
her gün bir cümle / cümle 86: ben ne tek dil dedim, ne tek din dedim; hiçbir yerde benim böyle bir ifadem yoktur..
her gün bir cümle / cümle 87: gazetecilikten tutuklanmadılar..
her gün bir cümle / cümle 88: müslüman noel kutlamaz..
her gün bir cümle / cümle 89: türkiye'nin terör örgütlerine karşı müdahalede mesafe alması nedeniyle birileri rahatsız olmuş olabilir..
her gün bir cümle / cümle 90: nice reisli yıllara..
her gün bir cümle / cümle 91: şu altı ay içerisinde başımıza gelen, pişmiş tavuğun başına gelmedi..
her gün bir cümle / cümle 92: hayat tarzı baskısı altında kalan acaba tek kişi var mıdır?
her gün bir cümle / cümle 93: bu alçak örgütler artık vardiyalı çalışmaya başladılar..
her gün bir cümle / cümle 94: ben bu görevde bulunduğum sürece, israille olumlu bir şeyi düşünemem..
her gün bir cümle / cümle 95: yolsuzluk yapan hükümet bu kadar yol yapabilir mi?
her gün bir cümle / cümle 96: üniversite öğrencisi genç kız, erkek öğrenci ile aynı evde kalıyor; muhafazakar demokrat yapımıza bu ters..
her gün bir cümle / cümle 97: parlamenter sistemi yıkmak ve başkanlık kılıfıyla diktatörlüğe geçmek yenilikse, bırakın eskiden bakalım..
her gün bir cümle / cümle 98: kurun yukarı yönlü tepki vermesi çok olağan; bu türk ekonomisinin ne kadar sağlıklı olduğunu da gösteriyor..
her gün bir cümle / cümle 99 (son): omurgalı olacaksın omurgalı, omurgasızdan bir şey olmaz..

23 Aralık 2016 Cuma

Sirkü Evrakları

Dilimizi iyi kullanmıyoruz, bunların örnekleri saymakla bitmez. Aşağıda yer verdiklerim, çok da değinilmeyen hatalardan. Afiyet olsun…

1. “Entel” ile “entelektüel” kelimeleri farklıdır. Entelektüel, aydın demektir. Entel ise; entelektüel olmaya özenen, ancak bunun için gerekli olan niteliği kazanmamış kişilere denir. Entelin ikinci anlamı, sahte aydındır. Biri için entel demek iltifat değil, ancak hakaret olabilir. Bu arada, fark ettiğiniz üzere “entellektüel” yanlış, “entelektüel” doğrudur.

2. “Umarsız”, umursamaz demek değildir. Umar çare, umarsız da çaresiz demektir. Cümle içinde kullanalım: “Ağdaki balık, bardaktaki su kadar umarsızım” (Ahmet Erhan).

3. Sirküler; genelge, duyurum demektir. İmza sirküleri bir tane ise “imza sirküsü” olmaz, “sirkü” diye bir kelime yoktur. “İmza sirküleri” tekildir, çoğul kullanım ise “imza sirkülerleri” olur.

4. “Taktir etmek”, damıtmak demektir. Bir şeyi beğenme, bir şeyin değerini anlama, bir şeye değer biçme anlamlarına gelen kelime ise takdirdir. “Senin bu hareketini damıtıyorum” doğru ve hoş olmaz.

5. Alçak gönüllü, gösterişsiz anlamına gelen kelime mütevazi değil, mütevazıdır. Mütevazi, paralel demektir (paralel de artık FETÖ olmuştur).

6. Eşya; “türlü amaçlarla kullanılan, insan yapısı, taşınabilir cansız nesneler” anlamına gelmektedir, zaten çoğuldur. “Eşyalar” yanlış kullanımdır (“Eşyalar toplanmış seninle birlikte” hem o kadının gidişi, hem de imla açısından talihsizliktir; ama Tanju Okan candır).

7. Evrak; “resmi kurumlarda işlem gören belgeler”, “kağıt yaprakları, kitap sayfaları” ve “yazılmış kitaplar, mektuplar veya yazılar” gibi anlamlara gelmektedir, zaten çoğuldur. “Evraklar” yanlış kullanımdır.

Türk Dil Kurumu sonradan bu kelimelerde veya anlamlarında değişiklik yapmazsa, durum budur. Saygılar…

17 Aralık 2016 Cumartesi

Başka Ülkede Yaşa(ma)mak Üzerine Bir Yazı

Son dönemlerde bir yazı, “Cem Boyner’in şirketlerine yolladığı yazı” üst bilgisi ile paylaşılıyor. Cem Boyner bu yazıyı paylaşıyor mu, paylaşmıyor mu bilinmez ama, bu yazının esas sahibinin “Anlatan Adam” (AA) rumuzlu bir şahıs olduğu ve yazının “hurriyet.com.tr” adlı “galeri” habercilik sitesinde 16.11.2016 tarihinde yayınlandığı anlaşılıyor. Yazıyı şuradan okuyabilirsiniz.

Dilerseniz yazıyı bir okuyun, sindirin, üstüne bir çay/kahve için. Ne diyorsunuz? Anlatan Adam iyi anlatmış mı bizleri, yurdumuzda kalmaya karar verdik mi? Neyse, AA’yı cevaplayarak biraz da biz anlatalım yurdumuzun şu anki durumunu.

1. Öncelikle AA, Amerika’yı unutmamızı istemiş. Gerekçesi, iş bulamayacak olmamız. Beyazların çimlerini biçersin ancak diyor AA. Hispanikler çok, geçinebilmek için İspanyolca da lazım diyor. Türk arkadaş arayacaksın, başka çaren yok oralarda diyor.

Türkiye’de özgürce, eğilip bükülmeden çalışabilmen ne kadar mümkün peki? Öğretmen olsan atanman, hakim/savcı olsan açığa alınmaman (artık tutuklanmaman), gazeteci olsan tutuklanmaman, işçi olsan “fıtratla” ölmemen/sakat kalmaman, şirkette çalışsan kovulmaman zor. İnsanların yurt dışına gitmek istemeleri bunlarla ilgili olabilir mi?

2. Almanya çok planlı programlı, kaytaramazsın diyor, akşam dokuzda sokakta adam bulamazsın diyor, senin dışarı çıkman lazım, gezmen lazım diyor AA. Kapını hiçbir Alman komşun çalmayacak, anca fazlaca gürültü yaparsan “Polizei” gelecek kapına diyor AA.

Ankara’da okuyorsun, sınavların bitmiş, hafta sonu tatili için İstanbul’a gideyim diyorsun, o hafta sonu Beşiktaş’ta alıveriyorlar canını AA. Bazen İstanbul’da havaalanından çıkamadan öldürüyorlar AA. Bırak dokuzda sokakta adam bulamayalım (ki o da ayrı abartı), yurdumuzda kalıp ölmeyelim AA. Hadi hayatta kalmayı başardık, geceleri hamile hamile spor yaparken dövülmeyelim AA, otobüste mini etekle tekme yemeyelim AA.

Ayrıca, Türkiye’de Türk komşular kapı çalıyor mu artık onu bilemem de, Türk Polizei’nin gelmesi için gürültü değil, tivit atman yeterli AA.

3. Uzak yerlere gitme, birine bir şey olsa dönüp gelemezsin diyor AA.

Uçak korkumuz yoksa bir şekilde döneriz AA. Tabii Atatürk’te, Sabiha Gökçen’de ve diğer havaalanında bizleri patlatmazlarsa tabii.

4. Soğuk yerlere alışamazsın, bizim bünyeler güneş ister diyor, hatta Kanada’da on bir yıl yaşayan arkadaşım, on bir yılını “çok soğuk oğlum” diye “özetlediydi” diyor AA.

İstikrarlı soğuklar üşütmez, üşütmek İstanbul gibi bir günü bir gününü tutmayan, nemiyle, rüzgarıyla hasta eden coğrafyalarda daha kolay gerçekleşir AA. Havamız çok sıcak olsa bile, işyerlerindeki klimalar hasta etmeyi başarır, merak etme soğuklara da alışılır.

“Özetlediydi” kelimesine ise cevabım yok, yoğun itirazım var.

5. Avrupa’da ırkçılık almış başını gidiyor, birinci sınıf vatandaş olamayacağın bir ülkede nasıl huzur bulacaksın diyor AA.

AA’nın bu cümleyi, Uygur Türklerine yapılan zulümlere cevap olarak Çinli dövmeyi kafasına koyan ve Çin lokantasında çalışan Uygur Türklerini döven insanımıza yazması pek hoş olmadı. Ramazanda içki içen turistleri döven insanlarımıza anlatması pek garip oldu. “Yavuz Sultan Selim az bile yapmış” diyen gazetecilerimizin olduğu ülkemize anlatması pek manidar oldu.

Ayrıca, sen kendini bu ülkede birinci sınıf vatandaş gibi hissediyor musun AA? Hissediyorsan helal olsun; biz, birinci sınıfını geçtim, vatandaş, hatta insan olarak dahi hissedemiyoruz da.

6. İngiltere’ye gitmeyin çok pahalı diyor, hem sürekli yağmur yağıyor diyor AA.

E zaten insanlar yurt dışına gidemiyorsa biraz da paradan, maddi imkansızlıktan değil mi AA kardeş?

Ayrıca, kumsalda aldığı plaj şemsiyesini birkaç saat sonra yağmurdan korunmak için kullanmak zorunda kaldığı Karadeniz coğrafyasında büyüyen insanlarımız, Londra’nın yağmuruna da alışır gibi geliyor bana. Şemsiye alırsın, bere, kapüşonlu mont alır halledersin. Yağmur gibi adaletsizlik, yolsuzluk, riyakarlık akmasın yeter ki ülkemize, şehrimize.

7. “Aslında demek istediğim şu” ibaresi ile özet geçiyor; gitmeyin güzel insanlar, biz kardeşiz, gittiniz mi birbirimizi özleriz diyor AA.

Kardeşlik, birlik beraberlik iyi de; sence kaldı mı bu bizim ülkemizde AA? Ölülerimizi “senin şehidin”, “benim şehidim” diye ayrıştırdığımız, katliamlar sonrası yorumumuzu, katliamı yapan terör örgütüne göre yaptığımız, yakınlarımızın cenazelerinde “yazıklar olsun, boyunuz devrilsin, kınamanız batsın” bile diyemediğimiz, yakınımız göçük altında kaldığında sesimizi çıkaramayıp üstüne tekme yediğimiz, üç tarafı denizler, dört tarafı cezaevleri ile çevrili ülkemizde, hangi güzellikten, hangi kardeşlikten söz ediyorsun AA’cığım?

Vergilerimizin ve emeklerimizin karşılığı olarak bize insan gibi hayat sunmaktan başka yükümlülüğü olmayan devletimizin beceriksizliği sonucu, kardeş kardeş gezerken canlı bombalara mı teslim edelim kardeş bedenlerimizi?

“Aslında demek istediğim şu” AA; maddiyat endişeleri tamam. Ama iş olsa, imkan olsa bir dakika bile durmayacak insanlar olduk artık çoğumuz. Varsın yanımızda olmasın ince belli bardakta çayımız, huzurumuz olsun evvela, sevdiklerimize internetten bakarız, bilgisayarı kapatır, daha “insan gibi” yaşarız. Sana da AA’cığım, galeri sitesi hurriyet.com.tr’de kardeş kardeş mutluluklar dileriz.

2 Aralık 2016 Cuma

Bir Büyük Adam Erdal Tosun


“Aslanın ormanlar kralı olmasında hiç şüphesiz bir keramet vardır. Söyler misiniz bana, aslan niçin kraldır? En kuvvetli olduğu için mi? Hayır. Ormanda ondan kuvvetli bir sürü hayvan vardır. Misal, fil aslandan kuvvetlidir. Ama kuvvetini gereksizce ve tonlarca su içme işinde kullanır. Kral olmak için kuvvet yetmez, o kuvveti kullanmayı bilmek gerekir. Eyvah Necdet bugün bu alemde kral olduysa, kuvvetini su içerek çarçur etmediği içindir (bu sırada Tombalak ve Laz Bakkal kendi aralarında konuşmaktadır). Kral konuşurken onun tebaasına, onun konuştuklarından ders çıkarmak düşer, kendi aralarında konuşmak değil. Midyat, Seyfo, derhal bu esnafın bize olan borcunu tahsil edin. Bundan böyle mahalledeki herkes Eyvah Necdet’e aidat ödeyecek, ayrıca arabası olanlar belli bir miktar park ücreti verecekler”.

“- Oku Vedat oku, bize çok faydası oluyor. Orada şey de yazıyor mu, ucuz ekmek nerede satılıyor, işsiz kalan bir Vedat’ın ne yapması lazım?
- Elbette yazıyor, bak: ‘Emekçiler ekmeklerini emeklerinin karşılığı olarak ve önlenemez tarihi bir sürecin sonucu olarak mutlaka kazanacaklardır. Şüphesiz bu zorlu bir dönemdir ve kısa vadeli ve göreceli yenilgilerden geçer’.
- Ee ne demek istiyor yani?
- Ne demek istediğini sana verdiğim kitapları okusaydın anlardın Sulhi. Ama sen onları yazboz olarak kullanıyorsun. Bak; Sulhi 151, Ramazan 103.
- Aaa evet ne oyundu ama. Görecektin Ramazan’ın kafasına kafasına vurdum piştide ha.
- Acıyorum sana Sulhi.
- Bana mı acıyorsun? İşten kovulan sensin unuttun mu?
- Olabilir Sulhi. Bu, bu kitapta sözü edilen kısa vadeli yenilgilerden biridir, başka bir şey değil.
- Neyse bırak şimdi bunları Vedat. Telefon ettin mi?
- Hayır etmedim.
- Niye?
- Bu hareketi, hareketimiz açısından doğru bulmadım.
- Yahu karını arayacaksın, ne hareketi be adam.
- Telefon numarasını bilmiyorum Sulhi.
- Kayınpederinin telefon numarasını bilmiyor musun?
- Ben gericilerin telefon numaralarını ezberleyemiyorum.
- Gerici mi? Kim gerici?
- Senin kayınpeder, benimse Ajan Muharrem dediğim kişi.
- Haa bir de ajan mı oldu adam?
- Canım objektif olarak değilse de sübjektif olarak ajan.
- Ne?
- Geçen gün televizyonda bir eylem seyrediyorduk. Dayak yiyen emekçileri görünce ne dese beğenirsin?
- Ne dedi?
- ‘Değiştirin şu kanalı, bu anarşistleri seyretmeye mecbur muyuz’ dedi. Çat! Kapıyı vurdum, çıktım o saat. Ama benim pasifist karım orda kaldı. Hala da orda. Ulan insan evin anahtarını verir be!
- Sen o yüzden mi bize geldin?
- Kusura bakma Sulhi, sana da yük oluyoruz ama…
- Yok be Vedat, yük mük olduğun yok da, sen gene de bir arasan diyorum karını.
- Bak Sulhi, bu oportünistçe bir tavır olur. Ben hakkımı alana kadar sizin evde oturma eylemi yapacağım.
- Haydaa.
- Seni defalarca uyardım Sulhi, bana ‘haydaa’ deme diye. Düşünsene, Engels bir kerecik olsun Marx’a bir tartışma sırasında ‘haydaa’ deseydi halimiz nice olurdu?
- Kim kime ne deseydi?
- Sulhi…”

Aynı dizide hem filozof mafya babasını, hem de sosyalist bir işçiyi oynayan bir adamdı Erdal Tosun. Oynadığı her filmin, dizinin hakkını vermiştir, aksini de hiç kimse iddia etmemiştir.

Günümüzde 4 DVD’li set halinde satılan “The Godfather/Baba” filminde Marlon Brando’nun dublajını yapan, o dublajın hakkını en iyi veren de odur.

“Rina” filminin sonunda attığı tirat unutulmazları arasındadır. Hani şu, “ne olmuş büyük adam olamadıysak” ile biten. Erdal Tosun, hem fizik olarak, hem kimya olarak Türkiye’nin büyük adamlarındandır.

Tombalak ve Laz Bakkal’la helalleşme zamanı biraz erken oldu be Eyvah Necdet. Gerçi Tombalak ve Laz Bakkal da erken gitmişti.

Işıklar içinde uyuyun…