* Bir yandan Türkçe bölümü için notlar
alıyorum, bir yandan da Tıkılak/Takılak XIV yazısında değindiğim “o
garip adamla” ilgili gelişme bekliyorum. “Gelişme olsun.” deyince olmuyor tabii,
bunlar nasip işi. Ama gelişme olmadan, yani şahnsın kim olduğunu öğrenmeden
yazıyı tamamlamanın, hatta yazı için oturmanın da anlamı yok. Belki de o yazı
hiç yazılmayacak, gelişme olması lazım; yoksa atıl kalır konu. Ancak ben, er ya
da geç geleceğini düşünüyorum bu şansın. “Allah gecinden vermesin.” diyelim.
* Fenerbahçe’nin durumunun garipliğinden bahsederken,
moralin, motivasyonun, hocanın, başkanın yerine oturması da tam da bize uygun
şekilde garip oldu. Beklenti olmadığında iyi oluyor herhâlde bu gibi şeyler. Maşallahımız,
maşallahla birlikte geliştirmemiz gereken şeyler var. Ama razıyız, o önemli. Umarım
bu razılık, derbide de olur. Lütfen… Biz de bu ülkenin vatandaşıyız, vergi
veriyoruz, kız alıp kız veriyoruz; hak ediyoruz artık bu maçı. Maç başlamadan
bile hak ettik hatta. Şimdi hak ettik, o kadar söyleyeyim.
* TRT Arşiv biliyorsunuz, çıktığında bayıldık;
“Ne kadar güzel oldu, artık oradayız.” dedik, “TRT’den de beklenmez, bak iyi
yaptılar.” dedik. Kaçımız tıkladı, takip etti? Var mı güne TRT Arşiv’le
başlayan, yemek sonrası çayını, kahvesini içerken onu izleyen? Varsa helal
olsun da, kaç kişi var? Bayılmıştık hâlbuki. Biz de GYA’cıyız, kabul edelim.
Diğeri CNBC-e… Yıkıldı ortalık. “Oh be!” dendi, “Artık
gönül rahatlığıyla televizyon izleyebilirim.” dendi. Ne oldu o iş? Kaçınız
izliyor? (Ben de sanki yüzlerce, binlerce insan tarafından okunuyormuş gibi ş’aptım
ama, izlemiyoruz sonuçta. Ben izlemiyorum mesela).
Yukarıda birbirine benzer cümleleri peş peşe koyup, “dedik”,
“dendi” filan yazdım ya, yapısı çok fena Ahmet Hakan’ın yazılarına benzedi. Moralim
çok bozuk, öz eleştiri olarak değiştirmiyorum, kalsın. Bu utançla bir süre
kalayım.
* Geçen plak bakarken rastladım, henüz almadım ama
alacağım. Başkaca icracılardan karışık plak yapılmış, Türk Sanat Müziği. Şarkılardan
biri Aldırma Gönül, söyleyen Müzeyyen Senar. Olmaz böyle bir şey.
Zamanında Selda Bağcan söyledi, Ruhi Su Dostlar Korosu
söyledi; ama Müzeyyen Senar’ın söylediğini bilmiyordum. Siz de dinleyin,
mezesiz iki kadeh rakı içilir bu yorumla. Siz de için, hemşehrim Alperen gibi…
Bu vesile ile başta Sabahattin Ali ve bestecisi Kerem Güney olmak
üzere, Edip Akbayram’ı, Aldırma Gönül’ü söyleyen göçmüş herkesi saygıyla
analım, göçmeyenlere sağlıklı ömür dileyelim.
Şimdi şu da aklıma geldi; Belalım (Yanarım, tutuşur
yanarım diyelim) şarkısını söyleyenler de üç farklı tarz, üç farklı
sanatçı: Sezen Aksu, Müslüm Gürses, Zeki Müren. Söz Zülfü Livaneli ve Sezen
Aksu’ya, müzik Zülfü Livaneli’ye ait. Zülfü Livaneli de söyledi diye hatırlıyordum;
ama bulamadım. Sonuçta Sezen, Müslüm ve Zeki de ilginç. Sıla da Zülfü Livaneli’ye
saygı albümünde söylüyor. Yani herkes söylemiş. Bunları peş peşe dinlemek güzel
olur.
Sen de Başını Alıp Gitme’yi yapardım öyle; bir
Cem Karaca’dan, bir Zeki Müren’den. İkisi ayrı güzel, hangisi daha iyi bilemiyorum.
“Hayatta” kelimesini Cem Karaca’dan, “kadar” kelimesini Zeki Müren’den güzel
söyleyen yok, bu yorumlarından sonra benim yorumum budur.
Bu arada, Pandemi dönemi radyoda Karlar düşer, düşer
düşer ağlarımına denk gelmiştim Zeki Müren’in, o da çok iyiydi. Ne şarkılar
söylemişsin Paşam. Kalbimizdesin.
Aralık öncesi selamlar, derbiyi alalım ama…
Not: Şimdi “Zülfü Livaneli söylememiş mi ya?” diye
tekrar bakayım dedim, bu şarkıyı Özcan Deniz, Emre Altuğ ve Azeri kızı Günel bile
söylemiş. Arkadaş…