Ön Bilgi: Bu yazı da; tıpkı 14
Aralık 2019 tarihli “Alınamayan Laptop” gibi ne ülke ile ilgili, ne sanatla, ne
sporla, ne de hukukla. O nedenle bu da etiketsiz bir yazı oldu. Belki bundan
sonra üst başlıklara “Sevgili Günlük” gibi bir şey eklemek mümkün olabilir. Bu yazı
da “Alınamayan Laptop” benzeri, bir “sevgili günlük” yazısı…
Belki de meslekten kaynaklı
olarak var bu dolandırılma korkusu bende. “Dolandırılmış lan, bir de avukat
olacak” derler diye herhalde. Halbuki hocaların hocası Erdener Yurtcan
dolandırıldı, yakın zamanda da hukukçu değil ama yine hocaların hocası Seyfettin
Gürsel dolandırılmış. Dolandırılır insanlar, olur yani. Ama dolandırılma
korkusu bende baki; fâni değil. Örneklendirelim.
*
* *
Sonradan dâhil olduğum, on
yıllardır futbol oynayan bir halı saha ekibinde yıllardır uygulama, bir takımın
Dortmund, bir takımın Arsenal forması giymesi yönünde. Amaç ulvi; yelek
giymemize gerek kalmayacak. Maç öncesi kimin hangi takımda oynayacağı belirlenecek,
herkes ona göre o formayla gelecek maça. Ekipte benden başka neredeyse herkesin
bir sarı Dortmund, bir de kırmızı Arsenal forması var. Neden Dortmund’la
Arsenal? Sanıyorum Puma formaları daha ucuz diye. O dönem iki formayı birden Puma
yapıyor. Herkeste de o forma var. Daha sonra alanlar formaların güncel
hallerini alıyor tabii, ama formaların genel ve baskın renkleri belli. Daha
sonraları sarı Fenerbahçe forması veya kırmızı Liverpool, Galatasaray
formaları, hatta Arsenal’in sarı formaları da giyildi; ama genelde sistem
belli. Dortmund’la Arsenal formaları olacak. Bir takım sarı ağırlıklı, bir
takım kırmızı ağırlıklı giyecek. Kadrolar açıklanırken zaten Dortmund, Arsenal
diye açıklanmıyor; sarı takım, kırmızı takım diye açıklanıyor.
Ben de o formaları almak
istiyorum; malum, ekibe ayak uyduralım. Ancak son derece pahalılar. Outlet’lere
bakıyorum, güncel olması şart değil çünkü formaların, ancak orada da pahalı.
Bir site buluyorum, belli ki formaların orijinal hâlleri değil, ancak işçilik
iyi gözüküyor. Formaların çakmasını giymeyi sevmem, ancak sonuçta Dortmund’la
Arsenal formaları. Arsenal’i zaten pek sevmem (Bergkamplı, Henryli dönem hariç
tabii), Dortmund’a sempatim var, ama “gerçeğini alayım Şanlı Dortmund para
kazansın” derdinde değilim. Emine Erdoğanvari bir hareketle veriyorum iki çakma
forma siparişini. En geç 4-5 güne gelir herhalde diyorum. 10 gün oluyor
gelmiyor, sitede yer alan ve Whatsapp’ı olan numarayla yazışıyorum. “Bu hafta
gelmez mümkün değil” diyor adam. O hafta geçiyor, “bu hafta da gelmez, bir
sonraki haftaya kalır” diyor. Neden haftalık konuşuyor bilmiyorum, herhalde
dolandırıcı diyorum. Arkadaşlarıma soruyorum, “dolandırıldın sen” diyorlar. “Vay
be bu bana yapılır mı” diyorum, ama adamla yazışmaya da devam ediyorum ileride
soruşturma dosyasına sunarım diye. O sonraki hafta dolandırıcı adama soruyorum,
“herhalde bu haftaya yetişir, kargoya verilir bakayım” diyor. “Kargoya verildi
mi” diye soruyorum sonra, “evet verildi” diyor. İkna olmuyorum, kargo
bilgilerini istiyorum adamdan.
Gün gün, saat saat kargomun
yolculuğunu takip etmek ayrıca keyif verir bu arada şahsıma. Hatta UPS’ten gelecek
kargoma sokak sokak bakmışlığım bile vardır: “Hayda, niye Nuhkuyusu’na geçti ki
bu, Oymacı Sokak’tan dönseydi Kuşbakışı’na, ne oluyor lan?”
Sipariş üzerinden bir ay geçiyor,
bu arada başkalarının Arsenal veya Dortmund formalarını giyiyorum. Neyse kargo
numarasını göndersinler, anlaşılır durum diyorum. Kargo numarası geliyor, bakıyorum
formanın gönderildiği yer yurt dışı. Formalar Tayland’dan geliyormuş, ondan
adam bilgileri haftalık veriyormuş. Haftalık toplu gönderiliyormuş formalar.
1,5 ay sonra kavuşuyorum formalarıma, dolandırılmamış, ucuza formaları almış
oluyorum. Formalar da fena değil; ancak Arsenal’in malum kırmızısı
takımdaşlarımdan farklı olarak bordoya yakın, onlar kırmızı ben bordo,
çıkıyorum sahaya Elazığspor gibi. Olsun, yemişim Arsenal’i, dolandırılmıyorum.
*
* *
Birkaç ay önce telefon
operatörümden arıyor bir çalışan, “sizin taahhüdünüz bu ayın bilmem kaçıncı
gününde bitiyor, şu paketlerimiz var şöyle şöyle, daha da avantajlı oluyor” diyor.
Ben operatörle anlaştığım ayı hatırlıyorum, hiç de “güz” bir havası yoktu. “Ben
öyle hatırlamıyorum” diyorum, “yanlış hatırlıyorsunuz” diyor görevli han’fendi.
“Lan şimdi niye bana sert bir üslup takındı ki bu” diyorum içimden, kesin dolandırıcıdır
diye düşünüyorum. “Tamam yenileyin kabul ediyorum” diyorum. Peşine kredi kartı
bilgilerimi vs. sormalarını bekliyorum veya en azından “telefonunuza şifre
gelecek onu söyleyin” diyecek, ben de küfredip “yemiyorum ulan numaralarınızı”
diyeceğim, savcılığa şikâyet edeceğim. 10 saniyede aklımdan geçenler bunlar.
Sonra “tamam efendim paketinizi
yeniledik, iyi günlerde kullanın” diyor han’fendi, sonra peş peşe 10 mesaj geliyor
telefonuma. Biliyorsunuz bir paket yenilenince en az 10 farklı mesajla kutlanır
bu mevzu. Acaba başka paketlere baksa mıydım diyorum; sonra diyorum ki, yemişim
başka paketleri, dolandırılmıyorum.
*
* *
Her fâni gibi bir Covid-19’luya
temas ediyorum. Çok az temas ediyorum ama, aradan zaman da geçiyor hatta, yine
de “Hayat Eve Sığar” diyor ki, sizi yakaladık, on dört gün evdesiniz,
karantinadasınız. “Keşke Hayat Eve Sığar, sadece beni değil, diğer temaslıları
da sığdırsa” diyorum, on dört günün tamamlanmasını bekliyorum.
Bu on dört günü beklerken test
yaptırmam mümkün değil, zira test yaptırmam için evden çıkmam ve hastaneye
gitmem lazım. Eve yakın hastaneye soruyorum, “evden çıkamazsınız, biz de evlere
gelmiyoruz” diyor görevli abla. İnternetten uzun uzadıya araştırıyor ve bir
yeri buluyoruz, kapıda test yapıyorlar. Önce telefonda konuşarak, sonra
Whatsapp üzerinden yazışarak randevulaşıyoruz. Bir yandan da güvenilirliklerini
sorguluyorum. Sağlık Bakanlığı’nın sitesinde yazılı test yapan yerler arasında
yoklar. Soruyorum bu durumu ilgili adama, “Bilmemne Laboratuvarı olarak
gözüküyoruz” diyor. Bakıyorum, o laboratuvar ismi de yok, bununla birlikte
Sağlık Bakanlığı sitesindeki güvenilir liste güncel değil. Herhalde
güncellenmedi diyorum. Bunalmışım tabii, “On dört gün çıkamazsın ama pozitif
misin negatif misin bilemezsin” gibi bir durum olduğu için, “bir test
yaptırayım da, yemişim Bakanlığı, zaten çıkamayacağım” diyorum kendime. Kendimi
ikna ediyorum. Belirttikleri saatten de önce, “evde misiniz” diye arayarak
geliyor bir çalışan. Evdeyiz, bakkala gidemiyoruz Sayın Testçi.
Çalışan geliyor kapıya,
sandalyeye oturuyorum evin girişinde. Yapıyor testi, TC Kimlik numaramı alıyor,
gidiyor. Ödeme? “Bilmemkim Bey’le halledersiniz” diyor. Soruyorum Bilmemkim
Bey’e, IBAN veriyor. Gönderiyorum parayı, “e-nabızda çıkmadı yalnız testim”
diyorum, “daha laboratuvara gitmedi” diyor, “tamam” diyorum.
Bir yandan evden çalışırken
(kamu spotu: evde de olsanız çalışın), yarım saatte bir de e-nabzıma bakıyorum
işlediler mi acaba diye, işlemiyorlar. Nabzım atıyor, e-nabzım atmıyor.
“Bunların laboratuvarı nerede ki benim evimden laboratuvara götürüp kayda
geçiremediler bir türlü” diye düşünüyorum (orada da hafiften takip ediyorum
testçi ağabeyi).
Gece oluyor, yatmadan önce yine
bakıyorum, yine e-nabızda tık yok. Sabaha karşı uyanıyorum, kısa uyanma hâli.
Bakıyorum e-nabza, işlemişler. Huzur içinde uyuyorum. Test sonucu belli değil,
ama en azından test yaptırdığım belli.
Ertesi gün geliyor, sonuca bakmaya
devam. Yine de içimde bir dolandırılma telaşı, çünkü Bilmemkim Bey’in bana
söylediği laboratuvar ismi ile e-nabızda geçen laboratuvar ismi farklı. Sebat
ediyor, yine yarım saatte bir kontrol ediyorum. Bir yerden duyuyoruz ki, gece
10.30 gibi yüklerlermiş sisteme. O nedenle akşam yemeğinden gece 10.30’a kadar
bakmıyorum. Saat 10.30 oluyor, bakıyorum: test sonucum negatif!
Sonra Bakanlığın güncel test
listesine ulaşıyorum, e-nabızda geçen laboratuvar ismi orada varmış zaten.
Hem negatifim hem
dolandırılmıyorum.
*
* *
Esasında ilk dolandırılma
korkum, sanal âlemin hayatıma girdiği 1998, 1999 yılında filan oluyor sanırım.
O zaman gireceğimiz site sayısı kısıtlı. “Number One” diye o dönemin meşhur bir
dergisi var, onun web sitesine nedense abone olmak istiyorum. Oluyorum abone.
Daha sonra “ben ne yaptım arkadaş” diye düşünerek onlara hayatımın ilk e-posta adresi
olan fenerlierto@dostmail.com'dan (adres ismine gülmeyin) e-posta döşüyorum. Oradan yazıyorum Number One dergisinin
iletişimindeki e-postaya, uzun uzun. Benim param yok da, öğrenciyim de, yanlışlıkla
abone oldum da, derginizi ben zaten bulur okurum da… Sonra bir haber gelmiyor
tabii.
Ama zaten nasıl para kaybedebilirim,
ona kafa yoracak bilgi ve birikimde değilim. Sanal âlem bu, yeni hayatımıza
girmiş. Ne kredi kartı bilgisi verdim, ne başka bir şey yaptım. Herhalde fatura
yüklü gelecek, Number One’ın parasını bizim internet faturasından kesecekler,
diye bir kafadayım. Olsun, hiç alakam yok ama, yine dolandırılmamışım işte.
*
* *
Ülkemiz şartlarında
dolandırılmadığımız gün yok gibi bir şey ama olsun, en azından Türk Ceza
Kanunu’na göre dolandırılmıyorum, buna da şükür.
Evde kalın, valla…